04 Aralık 2009

Dost mu, düşman mı? Ve bir efsanenin sonu...

I. Dünya Savaşı’nın nedenlerini ve savaşı hazırlayan koşulları hemen hemen herkes bilir.

Yine bu savaşta; Osmanlı’nın Almanya’nın yanında yer alarak kaybettiğini bilmeyen de yoktur...

I. Dünya Savaşı’nın ardından II. Dünya Savaşı ve Türkiye’nin bu savaştaki tarafsızlığı gelir....

İnönü döneminde Türkiye’nin bu savaşa girmeyerek ne kadar doğru bir karar aldığı konuşulur, mutlaka duymuşsunuzdur.

Bu konular konuşulurken;

İnönü döneminin büyük sıkıntılar içerisinde geçtiğine ve yeni yeni toparlanmakta olan bizim gibi yoksul bir ülkenin savaşa girmeyerek o zor dönemde ne kadar isabetli bir karar aldığı da mutlaka eklenir...

İnönü, kendisini zorlayan bütün karşıtlarına rağmen II. Dünya Savaşı’na girmemekte çok direnmiştir bu yüzden taktirleri toplamayı hak eder (ama I. Dünya savaşına girmeyi en çok isteyen askerlerden biri olduğunu da bir yerlerde okumuşluğum da vardır o da ayrı bir konu)...

Evet fiziken II. Dünya Savaşı cereyan ederken Türkiye bu savaşa katılmamıştır...

Ama...

Ancak çok az kişi I. Dünya savaşında yanında savaştığımız aynı Almanya’ya “II. Dünya savaşı”nda resmi olarak savaş ilan ettiğimizi biliyordur... Yani Türkiye kağıt üzerinde de olsa aslında resmen II. Dünya Savaşı’nın taraflarından olmuştur (savaş fiilen bittikten sonra olsa bile).

İlk okuduğumda ben de çok şaşırmıştım...

Ve sonradan bunu uluslararası politika nedeniyle;

“Zaten yenilmiş olan” Almanya’ya savaş açmaktan çok, savaşın galibi olan Amerika ve İngiltere’ye yaranabilmek için yapılan gereksiz bir tarafgirlik olarak yorumlamıştım...

Oysa ki; işin aslı bambaşkaymış.

Türkiye (Birleşmiş Milletler'in kuruluş hazırlıklarının yapılacağı San Francisco Konferansı'nda yer alıp) Birleşmiş Milletler Örgütü’ne üye olabilmek için;

Kendisine 1 Mart 1945'e kadar tanınan “İttifak Kuvvetleri tarafında savaşa dahil olma” şartını yerine getirmek zorunda kaldığı için Almanya'ya karşı (kâğıt üzerinde de olsa) mecburen savaş ilan etmiş...

Bunları okuyup öğrendikten sonra “Türkiye o zamanlar o kadar güçlüymüş ki; dünyada bu kadar ülke varken Birleşmiş Milletler tarafından (üye olalım diye) özellikle davet edilen tek ülke bizmişiz...” efsanesinin de gerçek olmadığını anlamış oldum...