10 Mart 2010

99 francs [film]

99 francs; reklam dünyasını eleştiren, pazarlama tekniklerini deşifre eden, bir ürün tanıtımında bilinçaltı yönlendirmelerinin ve insan psikolojisinin kullanımına ait bilgiler veren güzel bir film.

Basın yayın, tanıtım-organizasyon ve pazarlama işleriyle uğraşanların da az çok yakından tanıdığı reklam sektörüyle ilgili rahatsız edici durumların bazen bu sahada çalışanların ruh sağlığını nasıl etkilediği çok güzel anlatılmış...

Filmde bazı şiddet sahnelerinin etkisi animasyonla hafifletilmeye çalışılsa da çocuklar için uygun bir film değil. (Epeyce bir açık sevişme sahnesi yüzünden seyredilecek ortamı seçerken dikkatli olmanızda da fayda var) Şimdi gelelim filme...

Octave, dünyanın en büyük reklam ajansında “metin yazarı” olarak çalışmaktadır ve içinde bulunduğu durumdan memnundur; yüksek bir maaş, içki, uyuşturucu, gece alemleri, partiler, danslar, kızlar, eşyalar, giysiler, evler, arabalar vs.

Reklam filmi yapabilmek için içinde belli bir yaratıcılık gücü olduğunu hisseden Octave isteyerek bu iş alanını seçmiş ve mesleki açıdan en iyi yerlerden birine gelmiştir...

Film boyunca “dış ses” olarak kendisini ve çevresini anlatan Octave, mesleğin hiyerarşisini, yapısını bizlere aktarırken bir yandan da duruma karşı kendi yorumlarını da eklemeyi ihmal etmiyor...

Film başlıyor, Octave önce kendini, hayatını, işini ve bu iş kolunun çalışma mantığını izleyicilere anlatıyor... Sonra olaylar değiştikçe Octave’ın içine girdiği bunalımı izliyoruz ve tabii ki her Fransız filminde olduğu gibi olaya aşk da karışıyor (tabii buna aşk denirse)...

Neyse... Octave, büyük bir ajansta çalışmanın verdiği avantajla istediği doğrultuda klasik mantıkta ama modern anlayışta reklam filmleri tasarlamaktadır. Bir gün büyük bir firmanın iş anlaşması için bir toplantıya katılır ve önerdiği reklam filmi senaryosu müşteri tarafından beğenilmez...

Bu duruma alışık olmayan Octave sinirlenip kızar ve sonrasında bunalıma girip kendini, mesleğini ve bu işlerin ahlaki yanını sorgulamaya başlar... Bir sürü badire atlattıktan sonra müşterinin istediği doğrultuda bir reklam filmi çekmeye razı olur ve bunu da çok iyi yapar ama bütün bunların dışında çekimi yapan tüm kadro ile bir de alternatif çekim yapıp filmi yanına alır.

İçinde bulunduğu durum hem fiziksel hem psikolojik olarak artık mesleğini sürdürmesine müsaade edemeyecek bir hâl alınca yolun sonuna gelir. Ya her şey bitecektir ya da sistemin dışına çıkarak başka bir hayata başlayacaktır.

Octave başka bir hayata başlamayı düşünür ama bunu yaparken ayrılacağı sistemi de zarar vererek terketmeyi istemektedir...

Elindeki alternatif reklam filminin (kendi fikrini pek beğenmeyip eleştiren son müşterinin ürünü için yapılmış abartılı ve eleştirel bir reklam filmi) kasetini, televizyonda oynayacak filmle değiştirir ve kıyamet kopar :)

İlk olarak bu alternatif reklam filminin internette dolaşan bir videosunu izleyip bu filmi de ondan sonra izlemeye karar vermiştim. Film gerçekten güzel sahneleri ve anlatmaya çalıştığı ana konu ile ilgiye değer başarılı bir yapım.

Çok büyük bir beklentiniz olmasın ama yine de beğeneceğinizi düşünüyorum...

Filmin mantığında bana eleştirilebilecek gibi görünen bir noktaya da değinmeden edemeyeceğim...

Reklam sektörünü eleştiren bir reklamcı (Octave), mesleğin gerektirdiği piyasa zorlamalarının kıskacı altında rahat hareket edemediğini, müşterilerin (reklamverenlerin) kendilerini satışa odaklı reklam yapmaya zorlarken insanları aldatıcı öğeleri öne çıkarmalarını istemesini doğru bulmadığını göstermeye çalışıyor.

Ama bu eleştiri ve sonrasında yaşadığı olaylar sonunda edindiği asi duruş ve başkaldırı ancak kendi işi ve yaptıkları karşısında eleştiri getirilince yani o iş içinde bugüne kadar sürdürdüğü yaşam tarzına el uzatılınca açığa çıkıyor...

Ki ondan sonra bu işlerin hiç de dışardan göründüğü gibi olmadığını işin bir sürü “puştlukları” olduğunu ve eğer bu sistemin kurallarına uyum sağlamazsan sistemin seni devre dışı bıraktığını anlatıyor...

Bu durumda Octave’ın eleştirel asi yaklaşımı sistem karşıtı olmaktan çok tekerine çomak sokulan profesyonel bir dalaverecinin kuyruk acısının intikamı olmaktan öteye gidemiyor...

Tabii film boyunca bir sürü sahne ve bir sürü ayrıntı var, bunlar güzeldi, tipler iyi seçilmiş, diyaloglar çeviri yüzünden etkisini ve mesleki tanımları içeren terimler anlamını kaybetmemiş...

Kurgusu fena değil, filmin sonundaki seçmeli alternatif son güzel bir sürpriz olmuş...

Sinemaya gidip izlesem parama yazık oldu diye düşünmezdim ama o kadar da olağanüstü değil tabii ki...

Bu arada bu film aslında bir kitaptan uyarlanmış, kitabın yazarı da başroldeki oyuncuyla hemen hemen aynı konumda aynı iş kolunda çalışıyormuş. Kitap yayınlanınca adamı (Frederic Beigbeder) anında işten atmışlar...

Yapımcı Alain Goldman kitap ve yazarla ilgilenip esere sadık kalarak filmini çekmeyi teklif etmiş ve filmin yapımı tam yedi yıl sürmüş...

Sonuç olarak; izlediğinizde mükemmel bulmasanız bile az biraz farklı konusuyla ilginç gelebilir ve en azından bu işlerin arka planında dönen numaralara bir göz atabilirsiniz...