12 Nisan 2010

Away from her [film]

Yaşlı bir çift, artık ömürlerinin son demlerini sürmektedirler. Şehrin gürültüsünden uzakta sakin bir hayatı paylaşan bu çiftin en büyük sorunu ise yaşlı hanımın Alzheimer hastalığı yüzünden yavaş yavaş her şeyi unutmaya başlamasıdır...

Kadın ve adam sık sık konuşurlar, eski hatıralardan olaylardan bahsederler ama kadının hafızası bazen öylesine kaybolmaktadır ki oturdukları eve ne zaman taşındıklarını hatırlayamadığı gibi bazen dışarı çıkıp evden uzaklaştığında evinin yolunu bile bulamamaktadır.

Adamla kadının artık pek fazla yapacağı bir şey yoktur ve kadının kendi rızasıyla bu konularda uzmanlaşmış bir “yaşlı bakımevi”ne yatırılmasına karar verirler...

[ Buraya kadar filmin konusunu anlamakla bir hayli uzun bir zaman geçiriyorsunuz ama film o kadar ağır tempolu bir film ki artık attıkları adımları bile tek tek gösterip her seferinde arabayla sessizce geçtikleri yerleri bile uzun uzun gösteriyorlar, sıkılmadan izlemek çok zor ama işimiz bu seyretmeye devam ediyoruz :)]

Adam karısını bakımevi’ne yerleştirir ama bir taraftan da içi rahat etmediği için neredeyse gelip hergün kontrol etmeye başlar... Endişelidir, karısının orada rahat olup olmadığını, doğru yapıp yapmadığını düşünüp üzülmektedir ama karısı düşünülenin aksine buraya çok çabuk uyum sağlar.

Buraya kadar çok sıradan ve sıkıcı hatta aşırı şekilde yavaş seyreden film bundan sonra da öyle devam edip sona erecek ama filmin başka bir özelliği var, filmin ana fikrini bu olay örgüsünün arkasına gizlemişler ve filmin aslında söylemeye çalıştığı şey de o...

Kadın Alzheimer hastalığına tutulmuş ama her şeyi unutmasına rağmen bir şeyi hiç ama hiç unutmamıştır.

Hatta bu yüzden de hayatının son fırsatını iyi değerlendirip bakıma muhtaç olduğu bir dönemde bile kocasından bir şekilde intikam almaya daha doğrusu ona vicdan azabı çektirmeye çalışmaktadır.

Hastalığının etkisiyle kendi zihni dağıldığı için mi bakımevindeki başka bir adama çok yakın davranıp onu aşırı kollayıp üzerine titremektedir?
(bu yüzden kocası onun o adama aşık olduğunu düşünür)

“Yoksa başka sebepleri mi vardır, hatta ve hatta acaba bütün bunlar bir numara mı?” diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Evet, film yavaş, akış ağır ve çok sıkıcı pek öyle acayip bir sürprizi de söylediği farklı değişik bir şeyi de yok. Belli bir süre sonra bu tempoya alışıp da ne diyorlar diye bakarsanız arkasında bir aşk acısı intikamı dışında pek fazla bir şey bulamıyorsunuz.

Başroldeki kadın oyuncu Julie Christie bu filmdeki rolüyle 65. Altın Küre Ödülleri'nde en iyi kadın oyuncu seçilmiş.

“Kadın asla unutmaz!” (Hatta unutkanlık hastalığının pençesinde inlerken bile asla ama asla) fikrini vermeye çalışan filmin yönetmeni de Kanadalı Sarah Polley.

Bu sıkıcı ve boş filmi seyretmeniz yerine güzel bir resim yapmak için kağıdı kaç hayali parçaya bölmek gerekir, ufuk çizgisini nereye yerleştirirseniz resmin derinliği daha fazla olur ya da bir aşk mektubu yazsaydınız ilk cümlesi ne olurdu diye düşünmek daha faydalı olur.

Ben pek hoşlanmadım ve size de tavsiye etmiyorum, bu filme gelene kadar seyredilecek ne filmler var. Bu filmi para verip de seyredenlerin vay haline :)