07 Nisan 2010

“Bak, ben sana anlatayım”

Ekonomide nelerin nasıl yapılacağı fikrinden çok, köşe yazıları gibi kısa kısa anlatılarla “Türkiye’de ekonomi için bir zamanlar neler yapılmış” bilgileri içeren Güngör Uras’ın “Bak ben sana anlatayım” isimli kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.

Ekonomist olarak Güngör Uras’ın verdiği bilgiler pek öyle dünyayı kurtaracak türde sihirli formüller değil haliyle ama 60’lardan başlayarak Türkiye’deki bankacılığı, para piyasalarını evrensel çizgideki yerine oturtmaya çalışan siyasetçilerin nasıl çalışmalar(!) yaptığını öğrenmemiz açısından önemli bir kitap...

Turgut Özal’dan Süleyman Demirel’e, İngiltere kraliçesinden Suudi Arabistan kralına kadar bir çok önemli ismin yer aldığı olayları akıcı ve halkın anlayabileceği bir dille anlatan Güngör yazılarında bazen öyle olaylar anlatıyor ki; “Biz bunları gazetelerden televizyonlardan duyuyorduk ama işin bu boyutlarda olduğunu da tahmin etmiyorduk.” dedirtiyor.

İsimleri, şirketleri, tarihleri merak edenler kitapta bunları açık olarak bulabilirler ben burada fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama kitaptan aklımda kalan iki olayı da yazamadan edemeyeceğim.

Birincisi:
Amerika, devlete yardım yapıyor, bu yardımla birlikte Amerika’dan kullanılmış büro malzemeleri de geliyor; bildiğimiz teneke dolap ve masalar.

Buradaki bir girişimci bakıyor ki bu teneke dolap masa gibi büro eşyaları beğenilip rağbet görüyor hemen bir atölye-fabrikada bunların benzerlerini üretiyor.

Daha sonra yanına büyük iki kurumu ortak olarak alan bu girişimci “Yahu şu buzdolap dedikleri de zaten altına motor takılmış tenekeden bir dolap değil mi?” diyerek Buzdolabı fabrikası kuruyor: İşte böylece Arçelik kurulmuş oluyor...

İkincisi:
Ankara’da devlet ihalesine girecek firmaların temsilcileri ihaleye girmeden önce o işin başındaki en yetkili kişiyle özel bir yerde buluşuyorlar ve bu şahıs ihaleye girecek firma temsilcilerine “Pusulaları masanın üzerine koyun bakalım.” diyor.

Her firmanın kendi pusulasında ihaleyi kazanırsa diğer firmalara ihaleyi kaybettikleri için ne kadar vereceği yazıyor...

Yetkili kişi bakıyor mesela 1. Firma şöyle bir teklif vermiş; eğer diğerleri ihaleyi kaybederse kazanmaya en yakın şirkete 100, ikinciye 50, üçüncüye 20 milyon dolar ödeme yapılacak... (ikincinin verdiği paralar diyelim daha az üçüncününkü de hepsinden daha düşük olsun...) Bu durumda yetkili kişi hemen senet sepet işlemlerini ve ödeme şartlarını ayarlayıp en iyi “ayar” teklifini verene ihaleyi sen kazandın şimdi şu yapacağın ekstra ödemeler için bunları imzala diyor ve böylece ihaleyi daha başlamadan bir gün önce kimin alacağı gizli kapılar ardında belirlenmiş oluyor...

Bu ve benzeri bir çok olayı hayretle okuyup Türkiye’nin ekonomisini ve dolayısıyla halkın kaderini elinde tutanların ülkeyi ekonomik açıdan nasıl bir bakkal dükkânı işletir gibi işletmişler, bürokrasi çevresi içindeki ilişkiler nasıl şekilleniyormuş, kim kimi ne için nasıl kayırmış vs. bir sürü şeye şaşıracaksınız...

Hoş, artık memlekette pek şaşıracak bir şey de kalmadı her şeye alıştık ama geçmiş elli seneyi şöyle bir gözden geçirip o siyasi havayı ve bunun belirlemeye çalıştığı ekonomik gidişatı anlayabilmek için göz gezdirilebilir bir eser olduğunu düşünüyorum...

Kitapta "bütün devlet dairelerindeki masaların üzerinde bulunan camların toplanıp eritilip yurtdışına satılarak memleketin borçlarının ödenmesi"ne dair fikirler gibi gülünecek çok şey de var ama artık o kadarını anlatmıyorum ki size de okuyacak bir şeyler kalsın :)