28 Nisan 2010

Barcelona Barcelona... (Vicky Cristina Barcelona) [film]

Ne muhteşem şarkılar ne harika öyküler yazılmıştır şu şehir için...

Eh... Öyle olunca yaptığın filmle hiç alakası olmasa bile koy ismini gitsin nasıl olsa havalı duruyor diye düşünmüş olacaklar ki filmin ismini Barcelona Barcelona koymuşlar...

(Woody Allen’in NewYork Yahudi entelektüel dünyasının sanatsal çevresindeki arka planları ustaca yansıttığı mizahi anlatımla dolu güzel filmlerinden sonra böyle bir film çok uyduruk kaçmış.)

Film, uygunsuz ilişkileri çok doğal olarak ele alıp böyle ilişkiler yaşayarak insanın kendine uygun olan aşk hayatını bulabileceğini (en azından bunları yaşayarak hangi tür aşk ilişkisinin uygun olmadığını öğrenebileceğini) vurgulamaya çalışıyor... (Tabii ki bunu yanlış bir şekilde; kadınların cinsel tercihlerini “sadece erkek gözüyle” değerlendirerek erkek cinsel dünyasının fantezileri doğrultusunda yapıyorlar)

Bu kadar uyduruk ve basit bir şeyi ilgi çekici kılmak için pahalı tanınmış güzel kadın sanatçıları tutmuşlar, harika yerlerde çekimler yapmışlar, romantik olduğu düşünülen İspanyol gitarlarıyla müzikleri ilgili ilgisiz her yere döşemişler falan ama konu tam sabah televizyon programlarına çıkarılan kadınların uyduruk aşk hayatları gibi hiçbir yere gitmeden bir ona bir buna dönüp duruyor...

Şimdiden seyretmeye ve övüp tavsiye edilmeye değer bir film olmadığını aksine çok sıradan bir yapım yüzünden vaktinizi kaybedeceğinizi söylememde fayda var...

Filmde ne var hafiften ona da bir el atayım, sonrasına siz karar verin... ama unutmayın ki bu filmde harika ya da güzel diyaloglar yok, öyle özenerek çekilmiş harika estetiğe sahip sahneleri ise hiç aramayın.

(Teknik olarak değişik yeni ve ilgi çekici bir şey olmadığı gibi bu kadar aşkla seksle iç içe olan bir konu üzerine farklı beklentisi olanlar için de “çocuklara uygun olmayan” bir iki sevişme sahnesi dışında pek öyle açık saçık bir anlatımı da yok...)

“Eeee... O zaman niye yapmışlar bu filmi kardeşim?” diyeceksiniz... valla bana göre Woody Allen ismiyle para kazanmak kolay o yüzden sıradan bir şeyleri adama uygun hale getirip çekmişler...

Neyse, ben yine de merak edenlere konusunu anlatabileceğim kadar anlatmaya çalışayım;

Amerikalı iki genç kadın birbirleriyle üniversiteden arkadaşlar, biri nişanlı ve evlenmek üzereyken diğeri sevgilisinden yeni ayrılmış, birlikte bir tatil geçirmek için İspanya’ya geliyorlar...

(ikisinin de karekterleri ve yaşam tarzları birbirinden çok farklıyken nasıl olup da birlikte tatile çıkıyorlar, bu arkadaşlar çoktaaan hayatlarını ayırıp bambaşka yollarda olurlardı, bu şekilde olması çok saçma ama ne yapalım konu böyle)

Neyse uzatmayalım, bunlar bir ressamla tanışıyorlar. Ressam ikisine de kur yapıp sırayla ikisiyle de yatıyor ama aslında eski karısını da seviyor(?).

Sonra ressam birlikte olduğu bu kadınlardan biriyle ciddi(!) bir şekilde yaşamaya başlarken eski karısını da aralarına alıyorlar...

Bu arada bu yasak ilişkiye bir şekilde bir geceliğine bulaşmış olan (diğer) kadının aklı iyice karışmışken, Amerika’daki nişanlısı İspanya’da sürpriz ve romantik bir nikâh ile evlenmek için geleceğini söylüyor...

Şimdi kadın daha da zorlanıyor, acaba bu şekilde her türlü şeye atlayıp iyice maceralı bir hayat yaşayarak istediği aşk hayatını bulması mı yoksa nişanlısınla evlenip her şeyi unutması mı gerekmektedir?

Diğer yandan da arkadaşı kendisinin de yattığı ressamla işleri ilerletmiş onun evine yerleşmiş hatta ressamın eski karısının yanlarına yerleşmelerine de ses çıkartmamış ve bir de üstüne üstlük iki kadın lezbiyen ilişkiye bile girmişlerdir (buyur buradan yak)...

Sonra bakarlar ki macera arayan kız sadece bunları bir kez denemiş ve pek de kendine uygun olmadığını görmüştür, nişanlı kadın pek de öyle yasak şeylerin peşinden koşacak bir tip değildir ama bir kerelik bir şey yapmıştır işte ve ressam ile karısı yine başbaşa kalırlar falan filaaan...

Bütün bunlar aklı bir karış havada ne yapacağını bilmeden önüne gelenle yatmaya hazır çok serbest Avrupalı ya da Amerikalı gençlere “Sana uygun olan aşk hayatını aramak için her şeyi dene” demenin biraz romantikleştirilmiş hali olmanın dışına çıkamıyor...

Dediğim gibi film bir şeye benzemiyor, aşkla ilgili gerçekten bir şeyler öğrenmek istiyorsanız tanıdığınız birinin başka birine nasıl bir aşk mektubu yazabileceğini düşünüp onların birbirleri arasında kullanabilecekleri kelimelerle bir iki örnek yaratmaya çalışın inanın sizin için hem daha ilginç hem de daha eğlenceli bir etkinlik olur...

Sonuç olarak ne filmin adına ne Woody Allen ismine takılın, boş yere vakit kaybı...