28 Nisan 2010

Beyin ve koku üzerine ilginç deneyler...

Daha önceden burada yazdığım Lewis Thomas’ın “Bir tıp gözlemcisinin notları” isimli kitabı çok ilginç ayrıntı ve bilgilerle doluydu.

Kitabı okurken not aldığım bir iki ilginç konuyu özetleyerek buraya aktarmanın güzel olacağını düşündüm.

İşte başlıyoruz...

Beyinde bir tümör oluşması sonucunda;

Beynin kokuya duyarlı bölgelerinde (mekanik şekilde doku ve hücrelere bağlı olan sinirsel sistemin çalışamamasına bağlı olarak) beynin bu duyuyla ilgili işlevlerini yerine getirememesi ya da gerçekleşmediği halde o işlevleri gerçekten varmış gibi algılaması olağan bir durumdur.

Bunu basit ve kitaptan aktaracağım konuya uygun bir örnekle açıklayayım.

Beynin, alınan kokuları değerlendiren bölgelerinde bir tümör oluştuğunda;
o bölge düzgün çalışmayacağı için varsayılan bir kokuyu gerçekten alması gerektiği durumlarda (hastaya bir şey koklatıldığında) o kokuyu alamayabileceği gibi hastaya bir şey koklatılmadığı zamanlarda da hasta gerçekten o kokuyu almış gibi hissedebiliyor.

Ki bu nedenle bazı araştırma ve testlerde kanser riski olan hastalara “Canınız çok sık yiyecek bir şey ister ve onun kokusunu duymuş gibi olur musunuz?” ya da “Çok sık bir şekilde yanık kâğıt, yemek, çöp kokusu gibi kokular duyduğunuz olur mu?” gibi sorular sorulur. (çok sık diye sorulmuş olduğuna dikkat ediniz, yoksa kırk yılda bir bu tür kokular duymak normal karşılanıyor)

İşte bu bilgilerden yola çıkan Dr. Joseph Elsberg de beyin hastalıklarının teşhisinde koku duygusundaki keskinlik derecesini fiziksel bir belirti olarak kullanmayı düşünmüş...

Hastaların burun deliklerine yerleştirilen tüplerle bunlara bağlı üfleyicilerden oluşan karışık bir sistem geliştiren Dr. Joseph Elsberg, ardıç, kâfur, tarçın gibi keskin kokuların hastalar tarafından ne ölçüde algılandığını ölçebiliyormuş.

Dr. Joseph Elsberg bu yöntemle beynin iç kesimlerindeki tümorlerin yerlerini tespit edebiliyormuş... (daha sonradan bu yöntem; çok zahmetli ve büyük bir beceri gerektirdiği için beyin cerrahisi bölümünün genç doktorları tarafından uygulanmamış! Şimdilerde çeşitli sağlık araştırmalarında yeniden gündeme gelmiş.)

Kitapta koku konusuyla ilgili o kadar çok ayrıntı ve ilginç bilgi var ki hangi birini anlatsam bilemiyorum. Yazı uzun olsa da sizlerin de dikkatle sonuna kadar okuyacağınızı tahmin ettiğim için birkaç ayrıntıyı daha ekleyeyim.

Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada;

belli bir soydan gelen farelerin genetik olarak farklılık gösteren fareleri seçmeyi başarabildiği ispatlanmış.

Dişi fareler bu özel genetik seçim işlemini mevcut koloninin erkeklerinin idrarlarındaki özel bir kokuyu anlayarak yapıyorlarmış.

Dr. Yamazaki ve Dr. Yamaguchi, Monell Enstitüsü’nde yaptığı araştırmalarla bu genetik yapının kemik iliğindeki lenfosit faliyetler sonucunda idrara geçtiğini bulmuşlar fakat bu arada yapılan deneylerde çok ilginç bir şey daha ortaya çıkmış.

Yeni gebe kalmış bir fare “yabancı bir erkek fareyle” temasta buluncak şekilde bir araya getirildiğinde gebelik hemen son buluyormuş.

Temas edecek kadar yakında bulunan bu yabancı erkek fare (hatta bazı durumlarda kokusu bile yeterli oluyormuş) dişi farenin; gebeliğin ortağı olan babanın kendisini terk ettiğini ve dolayısıyla doğacak yavruların "babanın sağlayacağı koruma"dan yoksun olacağını düşünmesine neden oluyormuş.

Bu araştırmaları yapanların tüm deneylerini ve konuya ait birçok bilgiyi inceleyen Dr. Lewis Thomas farklı soylardan gelen farelerin genetik yapılarına göre farklı kokuları olduğunu araştırırken, bunların köpekler tarafından tespit edilip edilemeyeceğini merak etmiş ve çeşitli köpek eğitim merkezlerinde bu yönde deneyler gerçekleştirmiş.

Köpekler de en az farelerle aynı şekilde yüksek derecede koku alma yeteneğine sahip olduğu için farklı genetik yapıya sahip farelerden alınan koku örneklerini ayırdedebiliyorlarmış...

Ama köpeklerle ilgili Dr. Lewis’in dikkatini çeken başka bir konu olmuş.

İz sürmek için özel olarak eğitilmiş olan köpekler (belirli bir kokuyu takip etmek için serbest bırakıldığında) filmlerde görüldüğü gibi burnu yere yakın bir şekilde yeri koklayarak değil, yukarıda dik tuttuğu başını sağa sola sallayarak (yerden yükselen koku moleküllerinden işaret alarak) kokuyu takip ediyormuş.

Umarım bu ilginç bilgileri okumak hoşunuza gitmiştir... Tübitak Yayınları’na böyle ilginç bilgilerle dolu kitapları bizlere ulaştırdığı için teşekkür ediyorum.