08 Nisan 2010

burçlar ve çıkış noktasındaki ihtiyaç...


Burçlara göre yaşamınızda ne gibi değişiklikler olacağını düşünmenin saçmalığı üzerine uzun uzun açıklama yapmak niyetinde değilim.

Hayatında en küçük bir şeyi bile düşünmeye üşenen insanların her şeyi bir kenara bırakıp da uzay boşluğunda dönüp duran bir cismin bir insanın hayatına “kendi zekâ ve düşüncesinin dışında etki etmesi”ni araştırmalarını da bir kenara bırakalım...

Ve hatta benim gibi bir salağın “bütün bu burç fal muhabbetinin kızlı erkekli bir ortamda (erkeklerin kendi arasında yaptığı maç muhabbeti gibi) sırf konuşma olsun da tanışıp muhabbet başlatıp arkadaşlığı ilerletelim” diye yapıldığını anca 30 yaşındayken anlayabildiğini de geçelim.

Bir şekilde bütün toplumlarda her yaştan insan burçlarla ilgili bir iki şey öğrenmiştir, az çok ben de bir iki şey bilirim ama burçlarla ilgili öğrendiğim yeni şeyler burçlardan daha ilginç geldi.

Şimdi elimden geldiğince bu konuyu anlatmaya çalışayım, sıkılıp da uyduruk bir burç konusu okuyacağım diye bırakmayın gerçekten ilginç bir ayrıntı :)

Ben nasıl biliyordum ama aslında doğrusu nasılmış? Önce buradan başlayalım ki sizlere de bir yol çizilsin...

Helenistik Çağ ve öncesinde o dönemlerin biraz kafası çalışan (ve biraz da imkân sahibi olan) aydın kişileri dünyayı anlayabildikleri kadar anlayıp burada olup biten şeylerin sebeplerini (ilkel takıntıların getirdiği içgüdüsel duyumlamalarla yorumlayarak) gökyüzündeki gizemli güçlere bağlıyorlardı...

Yıldırım, şimşek, deprem vs. gibi doğadaki güçlere korkuyla tapınmaya başlayan ilkel insanlar, zamanla düşünce ve inanç sisteminde edindiği bilgilerde değişiklikler yaparak (kendilerini etkileyen korkulacak şeylerin göklerden geldiğini düşünüp) gökyüzünde yaşadığına inandıkları tanrılara inanmaya başladılar ve çok tanrılı dinler doğdu.

İşte o Helenistik Çağ ve öncesinde yaşayan (teknik ve bilimsel bilgileri günümüze göre çok geri bir konumda olan) yarı aydın diyebileceğimiz insanlar, oturup gökyüzünü gözlemlemeye başladılar...

Bunun sonucunda da gökyüzünde belli bir konuma sahip yıldızları birbiriyle ilişkilendirip (bunların karanlık gecelerde gökyüzündeki dizilimlerini inceleyerek) aralarında bir bağ olduğunu düşündüler... ve bunun sonucunda da;

Karanlıktaki o minik noktaları (hayali çizgiler aracığılıyla) birleştirip çeşitli hayali simgeler ve resimler oluşturdular. “Şu noktayla şunu ve şunu birleştirip buradakilere kadar uzatır, şuradan da şunu çizersem işte bir akrep oldu.” gibi yorumlar yaptılar diye düşünüyordum.

Oysa ki;
İnsanlığın çıkış noktası ve tarımla uğraşan ilk toplu yaşamın görüldüğü yer olan Mezopotamya bölgesi (Anadolu’nun da bir kısmını kapsayan, Nil Nehri etrafında yoğunlaşan yerleşimleriyle Kuzey Afrika’nın Doğu kısmı) burçların da ilk kaynağı konumundaymış...

İşte buradan sonrası da aslında benim düşündüğümün dışında burçların nasıl doğduğunu açıkayan bölüm:

İnsanlar nehir kenarındaki sulak bölgelerde tarım yapıp ekip biçmeye başlıyorlar ama bir yandan da belli dönemlerde bu nehir kabarıp taşıyor buna göre hangi mevsimde nasıl davranacaklarını hesaplıyorlar. (Buraya kadarını eminim siz de biliyorsunuzdur.)

Bunun için de havayı, sıcaklığı, yağışları, bitki örtüsündeki değişiklikleri incelemek ve mevsimlerin dönüşümünü takip etmek zorundalar ama bu yeterli olmuyor.

Çünkü; işler yolunda gitse bile “Hangi dönemde ekin ekilecek, hangi dönemde biçilecek, hangi dönemde tohumlar sulanacak, ne zaman çok sıcak olup da aşırı suya ihtiyaç duyulacak?” bunları da anlayıp ayarlayıp zamanlarını dönemlerini önceden bilmek gerekiyor...

İşte o zaman;

İnsanlar yine gökyüzüne dönüp hangi dönem yıldızlar nasıl diziliyor onu takibe alıyorlar. Çünkü aynı olayların tekrarlandığı dönemlerde gökyüzündeki görünüm aynı oluyor:

Aslanlar susuzluktan kırılıp da insanların arasına yerleşim yerlerine kadar su aramak için geliyorlar ve aynı şekilde bu dönemde tohumları da daha fazla sulamak gerekiyor işte gökyüzündeki yıldızların oluşturduğu noktaları o zaman “Aslan” şeklinde bir resim ortaya çıkacak şekilde birleştiriyorlar...



Ekinlerin büyüdüğü zaman gökyüzündeki görünümü yıldızlarla “Başak” resmi elde edecek şekilde çiziyorlar... Başakları toplayacakları zaman karasabana sürdükleri öküzleri ve boğaları yine yıldızlardaki dizilimi “Boğa” şekline benzeterek belirliyorlar.

Kuzu ve oğlakların doğum zamanı gökyüzündeki yıldızlara bakıp oradaki yıldızları bu kez “Oğlak” şeklinde hatırda kalacak şekilde sembolik olarak belirliyorlar...

Burçların doğuşları ve gökyüzündeki o dizilimlerin bir şekilde noktalar halinden çizgilerle birleştirilip resimsi olarak bir şeyleri işaret etmesinin altında işte o dönemin insanının bu şekildeki zaruri ihtiyaçları yatıyormuş...

Çünkü takvim, saat ve devlet malzeme ofisinin :) bulunmadığı zamanlarda insanlara zamanı gelince hangi işlerin yapılacağını haber vermeye yarayan en büyük yardımcı yine insanların kendi uydurup anlamlandırdığı burçlardı...

(ek ve not: Tabii ki zamanla işler biraz tersine de dönmüş;
bolluğun ve bereketin göstergesi olan “ekinlerin artması” ve “nehirlerin balıkla dolup taşması”nı haber veren burçlar kendiliğinden uğurlu sayılmış... Böylece insanoğlunun hayali olarak aklında oluşturup yerden göğe çizdiği semboller, gökyüzünde kendinden bolluk ve bereket beklenen şeylere dönüşmüş...)


Toplumsal ve kültürel alanda burçların ilkel toplumlardaki doğuşu ve yeri konusuyla ilgili bazı bilgileri "Orhan Hançerlioğlu"nun Felsefe tarihi isimli kitabından öğrendim...