28 Nisan 2010

There will be blood [film]

Amerika’daki petrol işletmelerinin madencilik yapan tek bireylerden nasıl evrilip geliştiğini, o erken dönemlerin nasıl mücadelerle dolu olduğunu, kişisel hırs ve yeteneğin hangi tür mücadelelerle başarıya ya da başarısızlığa dönüştüğünü anlatan bir filmdi.

Altına hücum dönemi gibi yeni bir dönemin “Genel geçer kurallar”nı bir kişinin hayat hikâyesi üzerinden vermeye çalışan filmin esas özelliği ise arka planda gizlediği anlatımdı.

Başarılı bir kurgu, güzel ve kaliteli bir oyunculuk birçok şeyi gözardı edip önplanda anlatılan hayat hikâyesini takip etmemizi sağlasa da aslında anlatılan çok daha farklı...

------------------------------
Edebi sanat eserlerinde anlatılacak şeyi (baskıcı bir yönetim, gizli bir aşk vs. gibi belli bir çekinceden dolayı) gizlemek ve esas anlatılacak şeyi örneklerle verip sembolleştirerek anlatmaya çalışmak başlıbaşına farklı bir tarzdır.

“Toprak suya,
gül bülbüle hasret kaldı
içimdeki güller soluyor
sevda ülkemin toprakları kurudu...”

gibi bir dörtlükte asıl olarak aşık olunan kişinin reddinden çekinildiği (ya da bu aşkın gizli kalması gerektiği) için “sana aşığım ve sevgine hasretim” anlamı gizli saklı söylenmeye çalışılmıştır.

“Koyunları yanlış bir şey yaptığında; yanlış yapan koyunu ziyafet verme bahanesine sığınarak kesip cezalandıran bir çoban varmış... ama koyunlar ‘Bu iş böyle devam etmez!’ diyerek birleşip bir gün çobanın üzerine doğru yürümeye karar vermişler...”
cümlesi de çeşitli benzetme ve örneklerle halkın birlik olup zalim kralın ya da kötü bir yöneticinin karşısına çıkabileceğini anlatmaya çalışır.

Ama bütün bu örnekleme ve benzetmeler baskı dolu yönetimlerin yaptırımlarından kurtulmak içindir ve bu tarz anlatımlarla bir şeyi söylemeye çalışma devirleri de hepimizin bildiği gibi çok gerilerde kaldı...

Film de ne yazık ki bu şekilde modası geçmiş bir anlatıma sahip, söyleyeceğini doğrudan söyleme yerine sembollerin, simgelerin ardına gizlenmiş ana konusuyla seyirciyi etkilemeye çalışıyor...
---------------------------

Bu filmde önde anlatılan konu 1800’lerin sonlarında çeşitli arazileri araştırıp petrol kuyuları açan ve (zamanla büyük bir petrolcü olan) tek başına yaşayan bir adamın hayatı.

Adam gerçekten çok hırslı, sert mizaçlı ve yanındaki küçük oğlundan başka hiç kimsesi yok, geçmişte de belli bir aile düzeni olmamış kendi alanında bütün zorlukları aşarak başarıya ulaşan biri.

Zamanla işleri büyüyor, ülkenin belli başlı petrolcülerinden biri oluyor ve gittiği her yerde araziler alıp orada da işe soyunuyor.

Gittiği yerlerde sorunla karşılaşmamak için halka yol, okul, kilise yaptırıp herkese iş verme gibi çeşitli vaatlerde bulunarak belli sorumlulukları üstlenmek zorunda kalan filmin baş karakteri işler karıştıkça başka problemlerle de karşılaşmaya başlıyor...

Film bu şekilde hayatı anlatılan karakterin başarı (ya da mutsuzluğundan dolayı başarısızlık) öyküsünün çeşitli bölümlerini (maceralı bir şekilde olmasa da) ilgiyle izlenecek seviyede aktarıyor ama hepsi bu.

Yani benzerlerinin milyonlarca olduğu “sıradan bir insanın hayatına biraz ayrıntılı bir şekilde bakmanın” dışında ne hikâyenin ne dönemin ne de ülkenin bilinmeyen bir şeyi anlatılmış.

Ama dediğim gibi bu “iyi bir sinema diliyle anlatılmış” hikâyenin görünen yüzü.

Aslında filmdeki ana karakter “kapitalist dünya”nın elindeki para ve iş gücüyle insanlara nasıl hükmettiğini, kilise gibi toplumsal etkisi büyük olan kurumlarla olan karşılıklı çıkar ilişkisini anlatabilmek için kullanılan bir araç... (Filmin sonlarına doğru da inançsız ve amaçsız para hırsının mutluluk getiremeyeceğini gözümüze sokmak için oldukça abartılı bir “yarı deli” portresi de çiziliyor.)

Bu benzetmelerle bir mantık kurulduğunda “para-devlet-toplum-din” gibi bağlantıların sadece parayı elinde tutanların isteği ve çıkarı doğrultusunda biçimlendirilebileceği güzel bir şekilde sinemaya aktarılmış.

Sonuç olarak bana göre pek de öyle reklamı yapıldığı ve bahsedildiği kadar mükemmel bir film değil.

Hep “Bir şeyler olacak dur bakalım.” diye seyrederken belli yerlerinde ağır akan anlatımıyla sıkıntıya sürüklese de sonuna kadar izlettiriyor ama sonuçta geriye hatırlanacak bir şey de kalmıyor.

Şu şu demeye, bu da şu anlama geliyor diyerek tam iki buçuk saati bu filmi seyrederek geçirmeye değmez, oyunculuk ve çekimler iyi konusu yer yer ilginç gibi ama baştan alıp sona götüren etkileyici bir hikâyesi de yok.

Sadece “Hırslı insanlar her şeyi yapabilir, para kimdeyse o her şeye hükmeder, bütün dünya böyle ama onlar da bu hırsın pençesinde mutsuzdurlar.” sonucunu çıkarmanız için böyle uzun ve sıkıcı bir film seyretmeyi inanın filmin sonunda siz de gereksiz bulacaksınız...

Anlatım, çekim, oyunculuk harika ama konu “en iyi film listesinde kendine ilk 250’de 130’uncu olarak yer bulan” kalitedeki bir film için çok basit kalıyor.