28 Mayıs 2010

Acı Dolu Yıllar - Bircan Usallı Silan-Belgin Doruk

Türk sinemasının ünlü kadın oyuncusu Belgin Doruk’un, zamanında gazetede dizi olarak yayınlanmış hatıraları.

Merak ettim başladım bitirdim...

Fakat bu tür kitaplarda yazılmasına alışık olduğumuz ilginç şeyler, diğer ünlü isimlerle yaşanmış değişik olaylar, döneme özgü siyasi ya da sanatsal ayrıntılar yerine; bir genç kızın her şeye sitem eden fazlaca duygusal özel günlüğü gibiydi.

Bir soyağacı tanımlamasının ardından Belgin Doruk’un film artisti olabilmek için seçmeleri kazanması, sonra çekilen ilk film ve gişede başarı sağlamış birkaç film ismi ile birlikte aynı dönemde ünlü olan diğer film yıldızlarının isimleri...

Evliliğe ait özel yaşantı, kilo sorunu, duygusal yalnızlık, ilaç bağımlılığı ve çöken fiziğin ardından tedavi dönemi... ve yıllar sonra tekrar halkın karşısına çıkabilme cesareti...

Evet, Belgin Doruk Türk sinemasında belli bir dönem için gerçekten büyük bir isimdir ama ne yazık ki Belgin Doruk’un hatıralarında Türk sinemasının o dönemdeki yapısı ve diğer isimleri çok yüzeysel geçilmiş.

İlginç, değişik, komik, hüzünlü ya da ancak çok ünlü birinin yaşayabileceği çok özel olayların anlatılabileceği böyle bir kitabın büyük bir bölümünün Belgin Doruk’un eşleriyle olan aile içi ilişkileri ve evlilik sorunlarına ayrılması beni memnun etmedi...

Aralarda tabii ki şu filmi çekmek için şu ülkeye gittik şunu yedik şunu içtik kendime de pahalı giysiler aldım ..... bana şöyle dediğinde darıldım, böyle böyle diyen ......’yi çok severim gibi açıklamalar da var ama bunlar bir hatıratı ne yazık ki ilginç ya da edebi kılmaya yetmiyor :(

Bir fikir edinin diye kitabın birçok yerinden alıntı yapmayı, kendi anlatımımla özetleyip aktarmayı çok isterdim; ama ne yazık ki bu şekilde alıntı yapabileceğim tek yer Bedia Muvahhit Hanım’ın anlatıldığı bölüm.

O bölümü de Belgin Doruk’un anlattığı şekilde aynen aktarıyorum.

“..............

Bedia Muvahhit Hanım
Ben bu satırları yazarken Bedia Hanımı yitirdiğimizin haberini okudum...
Hey gidi koca Bedia...

Ne çok anımız vardı onunla. Nevişahsına münhasır derler ya tam öyle bir kadındı. Son derece zeki ve hazır cevaptı. Öyle bir anda öyle bir laf ederdi ki şaşar kalırdık.

Onun çok meşhur bir anısı vardır. Kulaktan kulağa yayılırken biraz biçim değiştirdi ama biz olayı birlikte yaşadığımız için en doğru biçimde anlatmak istiyorum...

Haldun Dormen'in ilk filmi "Bozuk Düzen"i çekiyoruz. O benim annemi oynuyor. Ekrem Bora da var oyunda. O tarihlerde Levent'teki villasını filmcilere kiraya veren "G" adında bir bayan var. Biraz geçkince ama alımlı bir hanım. Genç erkeklere olan merakı dillere destan. Hatta bizim Ekrem'e de pek hayran...

Bir gün onun evindeyiz. Biz Bedia Hanım ile makyaj yapıyoruz. O da elinde çay bardağı yanımıza geliyor. Bir ara söz döndü dolaştı artist olmaya geldi...

G hanım derin bir iç çekip
"Ah ah ben de artist olmayı çok istedim. Hatta Şehir Tiyatrolarına yazılmak için müracaat bile ettim. Ama ailem olmaz, sonra kötü yola düşüp orospu olursun dedi. Beni engelledi"

O böyle der demez küçük aynasında dudaklarını boyayan Bedia Hanım başını bu hanıma çevirip kendine has o ses tonuyla ve gözlerinin içine bakarak "Eeee peki sonra nasıl oldunuz?" demez mi... Kadın mosmor olup dışarı çıktı... Ne müthiş bir espri diye düşündüm hep...


............................”

Keşke bütün kitap böyle güzel anılarla dolu olsaymış diye düşünmekten başka bir şey diyemiyorum... Anılarını yazmayı düşünen herkese bu tür kitapları okumayı tavsiye ediyorum ama ne yazık ki “Acı dolu yıllar” bu kategori için iyi bir edebi örnek değil.