28 Mayıs 2010

Ben Deli miyim? - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi’nin yaşadığı döneme göre düşündükleri ve sahip olduğu görüş açısı, bilgisi, kültürü beni şaşırtmadı desem yalan olur...

Hüseyin Rahmi, bu kitabında çağdaşı birçok Avrupalı yazardan bile çok daha geniş bir bakış açısıyla felsefi ve siyasi görüşlerini anlatırken (benim düşünceme göre) tepki almaktan çekindiği için de yazacaklarını bir delinin ağzından anlatmayı tercih etmiş. (ki bu eseri gazetede yayınlandığında "edebe ve ahlaka aykırı" bulunarak kendisine dava açılmış.)

Yaşadığı dönemin siyasi yapısını eleştirmekten tutun da eski filozofların görüşlerine karşı ileri sürülen fikirlere, dünyaca ünlü yazarların eserlerinde anlatılanları kendi hayat görüşüne göre değerlendirip yorumlamaktan dini düşüncelere kadar her alanda düşündüklerini romanın akışı içinde kahramanlarına söylettiren yazar, bırakın kendini yaşadığı dönemi bile aşmış...

Her ne kadar roman kahramanlarının deliliğini iyice belli etmek için “Tünel”de bir kadını taciz etmelerini ve azınlıkları (o dönemin tansiyonu içinde) hakaretlerle yerin dibine geçirmelerini pek hoş karşılamadıysam da kitabın bütününü okumaya değer bir eser olarak tavsiye edebilirim...

Kitabın baş kahramanı Şadan Bey, çevresini, ülkesini, dünyayı farklı bir gözle görebilmeyi başarabilen nadir insanlardan biridir ve kendisini normal biri olarak görmektedir ama bir şekilde etrafındakilerin görüşleri doğrultusunda kendisinden şühpe etmeyi de ihmal etmez...

Şadan Bey kendisi için;

Eğer akıllıysa, deli olduğunu söyleyen ailesinin ve götürüldüğü doktorların, hocaların söylediklerinin bir değeri olmadığını, yok eğer gerçekten deliyse ama “kendisini deli mi akıllı mı?” diye düşünecek kadar da bilinçliyse bu sefer de tam deli sayılmayacağı değerlendirmesini yapmaktadır.

Herkesin kendi başına kalınca anlamsız garip hareketlerde bulunabileceğini söyleyen kahramanımız, bir şekilde anlattıklarının tamamen deli saçması kabul edilip hiç dikkate alınmadan es geçilmemesini sağlamaya çalışırken bir yandan da olaylar örgüsü içinde yaşananlara getirdiği yorumlarla tam bir deli görünümü sergileyip istediği zaman istediği konu için ağzına geleni söyleme serbestliği kazanır.

Bu kadar zor bir edebi işi muhteşem bir dengeye oturtarak başarıyla tamamlayan yazar, takdiri gerçekten hak ediyor.

Kitabın dili, yayınevi tarafından olabildiğince günümüz diline uyarlanmış ama yine de lise öğrencilerinin bilemeyeceği kelimelere sıkça rastlamak mümkün... Fakat edebiyata meraklıysanız Hüseyin Rahmi’nin anlatımı (hele hele kitabın yazıldığı yıl ve o zamanki imkânlar düşünüldüğünde) insanda heyecan uyandırıyor...

Neyse, şimdi de çok az üstten konusunu anlatmaya çalışayım...

Şadan, kendisinin de söylediği gibi biraz garip ve yarı deli(!) bir kişiliğe sahiptir. Pek arkadaşı yoktur, kendi kendine vakit geçirmeyi daha çok sever ama sonradan Nuri isimli biriyle sıkı bir arkadaşlık kurarlar...

Fakat Nuri’nin de Şadan’dan aşağı kalır yanı yoktur... Bu iki arkadaş nerede akşam orada sabah kafalarına estiği gibi yaşarlarken Nuri “bir gönül meselesi” nedeni ile sıkı dostu Şadan’dan hem maddi hem manevi yardım ister...

Nuri aşık olmuştur ama... kadın evlidir ve o zamanın ileri gelen önemli sayılabilecek adamlarından birinin karısıdır.

Nuri, yalan mektuplarla sevdiği kadının namusunu iftiralara boğacak ondan sonra da şüphelenen kocasının kadını boşamasını bekleyecektir...

Nuri’nin entrikalar dolu planına göre davranırlarsa aşkına kavuşması için hiçbir engel yoktur ve Şadan’dan sonuna kadar kendisine destek olmasını istemektedir.

Şadan da sırf can sıkıntısından kendisine heyecan olsun diye bu işe girişecektir ama olaylar çok başka yönde gelişip umulmadık yerlere varacaktır...

Hayalgücü ile kurulan bu delisaçması oyunda rollerin dağılımı yer yer değişime uğrayacak, kimi zaman ölüm kalım mücadeleleri verilerek gerilim filmlerini aratmayan sahnelere şahit olunacak kimi zaman Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki geçiş dönemine özgü yokluk yıllarının ilginç mekânlarında kavgalar, takipler yaşanacak...

1926 yılında (evet 1926!) yayınlanan roman, kahramanları aracılığıyla bazen fikir ya da olay olarak bazı şeyleri tekrar etse de “konu içinde büyük iki dönüm noktasının nasıl geliştiğini adım adım anlatıp nasıl sonuçlanacağını merak ettirerek” akıcılığını hiç kaybetmiyor...

Hüseyin Rahmi, eğer bir tek bu kitabı yazmış olsaydı; inanın, bence yine de bir tek bu eseri sayesinde bile başarılı ve çağdaş yazarlar arasına girerdi... (Öyle ki bu kitabı sayesinde yazarın okumadığım tüm kitaplarını okumayı düşünüyorum.)

Okumayı seven herkese de (İlk olarak 1924 yılında Son telgraf gazetesinde yayınlandığını da göz önünde bulundurarak) tavsiye ediyorum... Anlatılan olaylara, insanların o zaman içindeki gelişmeleri kavrayışlarına, fikirlerine ve romanın tamamına inanamayacaksınız.

(Benim okuduğum kitap; Yazarın 100. doğum günü sebebiyle tüm eserlerinin basımını sağlayan Atlas Kitapevi tarafından 1964 yılında basılmış. Siz, sadeleştirilerek Türkçe’ye uyarlanmış daha yeni baskılarını da bulabilirsiniz.)