11 Mayıs 2010

Bobby [film]

Bir zamanlar TRT’de Aşk gemisi isminde bir dizi vardı. Her bölümünde gemi limandan kalkmadan önce (o bölümdeki konuda kimler varsa) karakterler gemiye binerken ayrı ayrı tanıtılır, özellikleri daha dizi başlamadan önce seyirciye gösterilirdi.

Bobby filmi de anlatım bakımından böyle bir yapıya sahip. Tek farkı; konu aşk gemisinde değil de bir otelde geçiyor... (ki gerçek bir olaya dayandığı için böyle yapmak zorunda kalmışlar.)

1968 yılındaki seçimlerde Robert Kennedy aday olmuş, ülkenin ihtiyacı olan içe dönük gelişme ve toplumsal barış beklentilerini dile getirerek de halkın sevgisini kazanmayı bilmiştir.

Genel seçimler için yerel seçimlerdeki bölgesel sonuçlar çok büyük bir önem taşımaktadır, Kaliforniya bölgesini almak neredeyse başkanlıkla eş anlamlı sayıldığı için bu bölgede Kennedy için yapılan saha çalışması tüm hızıyla sürmektedir.

Seçim sonuçlarının açıklanacağı akşam için Ambassador otelinde Kennedy için kampanya çalışması yürütenlerin katılacağı bir davet verilecektir...

Bu davet; seçim kazanılırsa bir kutlama, kaybedilirse çalışmaya katılanlara teşekkür ve veda anlamına gelmektedir...

Ambassador otelinde bu hazırlıklar sürdürülürken;
aşçısından kuaförüne müdüründen müşterisine birçok karaktere yakından bakıp özel hayatlarını incelemeye başlıyoruz.

Tabii ki amaç onların özel hayatları üzerinden Amerika’nın o dönemindeki toplumsal yapısı hakkında bir fikir vermeye çalışmak.

Bu arada da sahne geçişlerinde Kennedy’nin seçim öncesi ve sonrasında yaptığı konuşmalardan bölümler aralara serpiştirilip bu insanların beklentileriyle Kennedy’nin söyledikleri ve yapmak istediklerinin ne kadar benimsenip ihtiyaca cevap veren düşünceler olduğu gösterilmeye çalışılıyor...

Şimdi ben böyle anlatınca ilginçmiş gibi geliyor ama filmin renk dokusundan tutun da konuşmalarına kadar öylesine sıradan bir Amerikan tarzının en basit örnekleri ard arda sıralanıyor ki resmen pembe dizi seyrediyormuş gibi sıkılıp duruyorsunuz. Açıkçası Ben zor tahammül ettim...

Amerikan medyasında üç beş yılda bir Kennedy'lerle ilgili bir şey yapıp ailenin varlığı hatırlatılsın diye para mı veriyorlar bilmiyorum ama film boyunca “Amerika’nın işte böyle bir başkana ihtiyacı var.” mantığı doğrultusunda işlediler de işlediler, hani oy veren biri olsam gidip oy kullanacağım :) o derece propaganda yapıyorlar...

Tabii bunlar neredeyse 50 yıl önce olan şeyler ne oy kalmış ne Kennedy ne de o fikirleri savunacak bir Amerika.

Sıkıntıdan patlayıp, üç paket çekirdek iki çaydanlık çay bitirirken sigara üstüne sigara içip “Lan nereden seyretmeye başladım, Brezilya dizisi gibi bitmek bilmedi” diye söylene söylene sinir olmak istiyorsanız buyurun boş sözlerden ibaret laf salatası yığınını seyredin...

Ama “Yok, ben para verip almadım, öyle gelmiş bir yerden.” diyorsanız filmin cd’sini o dönemleri az çok buradaki gazetelerden magazin konusu gibi takip eden 60 yaşın üzerinde uyku sorunu olan bir yakınınıza hediye edin...

Sonuç olarak;

Gerçeklerle kurgunun birbirine geçip saçma sapan bir şey haline geldiği ve ne tarihi ne de siyasi bir anlamı olmayan filmi tavsiye etmiyorum...