03 Mayıs 2010

Dalkomhan insaeng (A bittersweet life) [film]

Offf... Böyle iyi puanlı filmleri izleyip de çok sıradan şeylerle karşılaşınca çok sıkılıyorum.

Yine vurdu kırdı yine silahlar, yine kan yine şiddet...

Kore sineması estetiğe yönelirken Uzakdoğu’nun vazgeçilmezi olan dövüş filmlerini de elden geçirip içine aşk, müzik ve güzel sahneler eklemeye çalışıyor ama sonuçta yine aynı şey ortaya çıkıyor; ortalama bir macera...

Mafyanın adamı olarak çalışan Sun-Woo’ya patronu bir iş verir; “Ben üç gün yokum sevgilimi takip et ve biriyle birlikte olursa ya bana haber ver ya da kendin hallet(!)”

Mafya babasının kızı yaşındaki sevgilisini izleyen Sun-Woo, kızı başka biriyle yakalar ama patronunun emrettiği gibi kızı öldüremez ve sevgilileri bağışlar.

Daha önceden destek olduğunu gördüğümüz Patron, Sun-Woo’yu yönettiği gece kulübünle ilgili bulaştığı belalarda yalnız bırakır ve bunların dışında bir de üstüne adamlarını gönderip yapmadığını bırakmaz ama Sun-Woo bir şekilde kurtulur ve intikam almak için geri döner...

Cüneyt Arkın gibi yüzlerce mermiyle ölmeyen, gömülünce bile mezarı kazıp kurtulan (çok ciddiyim filmde böyle bir sahne de var), onlarca kişiyle kavga edip hepsini alt eden, mafyaya ait yeri basıp sonuna kadar tek tek hepsini halleden yenilmez bir Uzakdoğu kahramanı izlemek inanın tahmin ettiğinizden daha sıkıcı olabiliyor.

Kızı beğenip de peşinden gidemeyen, kızın çaldığı müzikten etkilenip de patronunun böyle bir güzelliği yok etmesine gönlü razı olmayan sert görünüşlü ama duygusal delikanlı pozlarıyla bir yere kadar romantizmi aralara serpiştiren film bu sayede gereksiz yere iki saat sürüyor.

14-16 yaş arası şiddet düşkünü karete manyaklarını bile sıkacak bu uzunluktaki filme bir de Tarantino filmleri gibi karşılaştıkları herkesle bir şeyler konuşsunlar da film daha gerçekçi olsun diye bol bol gereksiz diyalog eklemişler ama ne yazık ki o da filmi yine de sıradan modern karete filmi olmaktan kurtaramamış...