14 Temmuz 2010

2010'da kültür kültür bir kent...

Öyle bir yaptılar ki;
sanki Avrupa’da o kadar ülke o kadar şehir varken insanlar “kültürel yaşam tarzlarıyla İstanbul’u en etkin kültür şehri” seçtiler de o yüzden böyle “İstanbul 2010 - Avrupa Kültür Başkenti” oldu gibi bir izlenim yarattılar...

Ya da bir yarışma vardı da kültür etkinliklerinin kalitesiyle (ya da oynanan oyun, açılan sergi sayısı gibi istatistiki bilgiler doğrultusunda) sayısal olarak üstünlük sağlayıp İstanbul kazandı ve “Avrupa Kültür Başkenti” oldu...

Hepimizin hayatı ve yaşam standartı ortada, İstanbul’un sineması tiyatrosu konseri sergisi vesairesi de ortada, o zaman bizim bilmediğimiz bir şey mi var, bu nasıl olmuş diye insanın aklına geliyor işte böyle...

Meğer...

“2010 yılının (Dikkat! Özellikle çoğul olarak “Başkentleri” yazmıyorum, resmi tanım böyle) Avrupa Kültür Başkentleri Almanya'nın Essen kenti ve Ruhr bölgesi (bu bölgede Dortmund, Bochum benzeri yaklaşık 50 kent var) , Macaristan'ın Pecs kenti ve onların yanında ayrıca İstanbul”muş.

Ben de yeni öğrendim, size de çıtlatayım dedim, kültürünüz bol olsun... da benim gibi siz de İstanbul’u Avrupanın 2010 için seçilen tek kültür kenti sanmayın.

Düşündüğünü söylemeye bile korkan bir ülkenin çocukları olarak kültürel etkinlikleri önemsemiyoruz, çünkü kültürel tüketim için para, para için üretim, üretim için eğitim, eğitim için de serbest fikirli aydınlık insanlara ihtiyaç duyulur.

Biz kendimizi bilinçaltında bu kültürel mekanizmanın bir yerine yerleştiremediğimiz için sadece olayın “Sahne” kısmı ve buradan elde edilecek şaşaalı gösterişle oyalıyoruz... (bir iki sanat olayından cebe girecek olan parayı da eklemek lazım)

2010 bitecek, şehrin kültür seviyesi yine dibe vuracak ve bundan övünülecek bir şeyler çıkartamayanlar yine ortadan kaybolacak :) Yahu bir şeyi de gerçekten olması gerektiği gibi yapalım ne olur...

(Ruhr, sanayi devrimiyle birlikte kömür madenleri ve çelik haddehaneleriyle geçimini temin eden bir bölgeyken bugün bu bölge Almanya’nın teknoloji ve bilişim parkı olarak biliniyor. Orada çalışanlar burada çalışanlardan neredeyse 10 kat fazla para kazandığı için de (sosyal hizmet kalitesi, yaşam tarzı ve düşünce özgürlüğünü yazmıyorum bile) kültürel tüketime daha fazla harcama yapabiliyor. Bu yüzden onlar alternatif enerji üzerine çalışmalar yapıp daha da ileriye giderken bizler de hålâ 100 yıl öncesinde olduğu gibi madenlerde işçilerimizi maden göçükleri nedeniyle toprağa veriyoruz.)

Neyse bırakalım bunları, bakın “İstanbul 2010 - Avrupa Kültür Başkenti” kültür etkinlikleri nedeniyle Hüseyin Çağlayan’ın son 16 yılda ürettiği moda koleksiyonları sergilenecekmiş... Bu kültür kentinin kültür üstüne kültüründen siz de kültürlü bir vatandaş olarak bir şeyler öğrenip modern Avrupa’nın kültürlü insanları arasına katılmak istemez misiniz? Yalnız baştan söyleyeyim her hangi bir şekilde bir şikâyetiniz varsa lütfen kendinize kalsın çünkü bu ülkede fikrini düşünceni söylemek hâlå yasak! Zaten bizim gibi kültürsüz insanların nasıl bir fikri olabilir ki :)))

Not: Bu güzide kültür(!) etkinliklerine gidecek param yok sonra youtube’tan bakarım diye düşünüyorsanız onun da internetteki birçok site gibi engellenerek yasaklanmış olduğunu hatırlatmakta fayda var... Kültür kentiysek de o kadar da uzun boylu değil :)