12 Temmuz 2010

Dilber'in sekiz günü [film]

İşte, yönetmen Cemal Şan’ın üçlemesi’nin en güzel filmi...

Dilber’i oynayan Nesrin Cevadzade ile kocayı oynayan (topallamayı biraz abartmış olsa da) Fırat Tanış’ın performansları gerçekten güzel ve yerli yerindeydi...

Hemen konuya gireyim:

Dilber ve Ali Anadolu’nun en ücra yerlerinden birinde henüz elektriği bile olmayan bir köyde yaşamaktadır.

(Filmdeki herkes hem böyle bir yerde yaşayıp hem de günümüz İstanbul’unda artık lise öğretmenlerinde bile zorlukla rastlayabileceğimiz güzellikteki bir Türkçeyle nasıl konuşabiliyor o da ayrı bir konu tabii ki... Keşke film Kürtçe seslendirmeli ve Türkçe altyazılı olsaymış o zaman daha gerçekçi olurmuş diye düşünmedim değil.)

Dilber’le Ali birbirlerini sevmektedirler ama bir gün buluştuklarında; Ali, babasının kendisini zorla başka biriyle (Hatice’yle) evlendireceğini Dilber’e söyler.

Ali’nin babası köyden başka biriyle oğlunu beşik kertmesi yapmıştır. Bunu duyan Dilber deli olur... (Köy yerinde böyle şeyler, çocuklar çok küçükken bilinir ve bu tip şeyler yaşanmaz diye biliyorum ama hadi neyse artık güya yeni söylemişler diyerek izlemeye devam ettik.)

Eline kaptığı orakla Ali’nin kapısına dayanan Dilber Ali’nin babasına veryansın eder ama adamın kararı kesindir “Töre böyle!”... ki Ali de bu duruma “Babam ne derse o olur.” diyerek babasına karşı çıkamayacağını gösterir...

(Böyle yerlerde kızlar eline orak alıp da kendi ailesinin üzerine ya da bütün köyü peşine takıp başka birinin üzerine yürüdüğünde gerçek hayatta neler olur düşünmek bile istemiyorum ama sinema bir hayal dünyası diyerek izlemeye devam ediyoruz)

Dilber de “Madem öyle, ben de şu tepeyi aşıp köye gelen ilk adamla evleneceğim, ne başlık parası istiyorum, ne düğün dernek! Bu da benim sözüm.” diyerek ilk kızgınlıkla olaya tepkisini gösterir ama söz de ağızdan çıkmıştır bir kez...

Neyse, efendim... Zaman geçer biri gelir Dilberi ister ve film devam eder...

Filmi izlemenizi tavsiye edeceğim için daha fazla ayrıntıya girmiyorum ki seyir zevkiniz kaçmasın. Sonrasında güzel bir akış, estetik çekimler için gösterilen çaba ve tabii ki kaliteli oyunculuk arasına serpiştirilmiş detaylar filmi daha da güzelleştiriyor...

Keşke dedim, keşke yönetmen şu üçleme yerine üç filmin kurgusunu birbirine karıştırıp (uzun sahneleri ayıklayıp, oyuncuları tekrar bir gözden geçirip) tek ve muhteşem bir film yapsaymış, işte o zaman ortaya mükemmel bir yapıt çıkarmış ama neyse işte böyle böyle daha da güzel olacak diye düşünüyorum...

[Serinin diğer iki filminde hemen hemen hiç belli olmayan dış seslerin iki de bir yükselmesi problemi bu filmde en çok dikkat çeken hatalı bölümdü (Ah bir de son sahnede şu gülmeyle ağlama arasındaki yüz ifadesinin olduğu bölüm bu kadar uzatılmasaydı) onun dışında her şey güzel...]

Sonuç olarak; Aranıp bulunacak çok mükemmel bir film değil ama rastlanırsa seyredilebilecek kadar da kaliteli bu filmi sizlere de tavsiye ediyorum.