14 Temmuz 2010

karanlıktakiler [film]

Zeynep'in sekiz günü, Ali'in sekiz günü, Dilber'in sekiz günü derken bu üç filmin arkasından "Karanlıktakiler"i seyredince (filmin ana karakteri Egemen'in rutin hayatı gün be gün gözümüzün önünden akarken) aklıma ilk gelen şey filme "Karanlıktakiler" yerine egemenin sekiz günü :) demek oldu...

Egemen, eniştesi sayesinde reklam ajansında iş bulmuş (getir götür işlerine bakan) biraz safça ve temiz kalpli bir gençtir.

İşyerinde sevilen egemenin tek sorunu yarı deli annesidir. (Egemenin böyle silik ve sessiz bir tip olmasının en büyük nedeni de yine annesinin korku içinde herkese kapalı yaşadığı deli saraylı hayatıdır. )

Bunu seyirciye yansıtabilmek için ana oğul arasındaki sorunlu ilişkinin mizahi anlatımı yer yer sempati toplasa da bir yerden sonra (işin rengi değişip de eski hatıralar devreye girince) film de dramatik bir havaya sahip oluyor.

Egemenin hayatını günlük yaşamın ayrıntılarıyla süsleyip uzun bir süre filmin merkezinde tutan seyirci, anneyi kendiliğinden başrole ortak ettiği bir sırada film bu sefer gerçekten anneyi başrole taşıyor.

Seyirci olarak tabii ki "Madem öyle, o zaman niye filmin büyük bir bölümünü Egemenin iş yerindeki gereksiz ayrıntılarla doldurdunuz? diye sorma ihtiyacı duyuyorsunuz.

Çoğu televizyon dizilerinden tanıdık gelen simaların ortak projesi gibi duran filmin gereksiz süslerini (küfürlü konuşmalarla gerçekçi karakter(!) yaratma çabalarını, reklam ajansının gereksiz mesleki ayrıntılarını, 90'ların modası olan sarı tonlu sanatsal(!) film dokusunu) saymazsak orta ayar bir film diyebiliriz.

Ünlü yönetmen Çağan Irmak'tan beklentim, daha özgün ve kendi tarzını temsil edebilecek bir yapım izlemek yönündeydi. Bu beklentim ne yazık ki gerçekleşmedi ve film benim için çok basit kaldı diyebilirim.

Bir de (ortalık Amerikan tarzı esrarlı alem partileriyle dolu filmlerden geçilmezken) böyle bir filmde; uyuşturucuyu (esrar) neredeyse "herkes kullansın bak ne güzel" fikrini oluşturabilecek kadar niye seyircinin gözüne sokmuşlar hiç anlayamadım ve hiç yakıştıramadım.

Sinemamızın şu "klasik roman anlatımını" ve sıradan konuları terkedip daha zor işlere gireceği günleri iple çekerken son olarak; rastlarsanız "Tek bölümlük dizi" gibi olan filmi senaryodaki ayrıntılar hatırına izleyebilirsiniz diyorum...

Ama izlendikten sonra ruhunuzda hiç iz bırakmadan kaybolacağı için vakit harcamasanız da olur.