13 Temmuz 2010

Két félidő a pokolban - Cehennemde iki devre [film]

İkinci Dünya Savaşı sırasında Macarlar kendi ülkelerinde Almanlar tarafından esir edilmişler.

Filmimiz bu konu üzerine odaklanıp “Almanların ne kadar acımasız bir şekilde insanlara hayatı zehir ettiğini” anlatmaya çalışan klasik bir karşı propaganda filmi...

Tutuklu olarak toplama kampları benzeri (çalışma kampları adı verilen) hapishanelerde bulunanlardan bir grubu yakın plana alan film, kamptaki hayatı bir şekilde yansıtmaya ve karakterlerin anlattıklarıyla da geri planda yaşanmış olanları aktarmaya çalışırken sonuç olarak bir tek olaya odaklanıyor; bir futbol maçı...

Kampta kalan Dio isimli ünlü bir futbolcudan kamptaki tutuklulardan bir takım kurup Almanların karşısına çıkarması isteniyor... isteniyor ama bütün tutuklular açlıktan ölmek üzereyken ve çalışma kampı koşullarından dolayı adım atacak durumda değilken böyle bir işe kalkmak çok zordur...

Fakat Dio sıkı bir pazarlıkla ekstra yiyecek ve çalıştırılmama gibi koşulların sağlanması şartıyla bu takımı kurmaya razı oluyor...

Yaşadıkları esir hayatının getirdiği baskıdan ve çalışma kampının ağır şartlarından bir anlık kurtulmanın dışında; fazladan bir iki lokma yiyecek bile çok önemli bir şeydir ve Dio’nun hem kamptaki insanlarla hem de askeri yöneticilerle mücadelesi başlar...

1961 yapımı film, henüz savaşın izleri tazeyken bir nefret kusma ve aşağılama yoluna gitme yerine sadece olayları ve tutumları göstererek seyircinin kendi fikrini oluşturmasını sağlamaya çalışarak da sinemanın güzel yönlerinden birini sergiliyor...

Yeni çekim teknikleri, hareketli sahnelerde efekt, özel kameralarla teknik açıdan mükemmel çekimler yok ama o zamanlar için ellerinden geleni yapmışlar...

Kurgu ve senaryoda yer yer kopup atlayan bölümler ve hatta mantıksız sıçramalar olsa da yine de konu bütünlüğü korunarak filmin sonlarında gerçekleşen maç bölümüne ulaşıyoruz...

Bütün film bu bölüm için çekilmiş olsa da maç sahnelerinin kurgusu pek de düşündüğüm gibi değildi ama arka planda işleyen (ve esas amacı içeren) ana konuya uygun bir sonla film bitti...

Yer yer tekrarlanan mesajlar ve eksik kalan diyaloglar filmi bazen sıkıcı hale getirse de filmin sonundaki maçı beklemek ve yükselen tansiyonu takip etmek heyecanlıydı...

Sonuç olarak film öylesine klasik bir anlatıma sahip ki doğubloğu ülkelerinin edebiyat kitaplardan harmanlanmış havası ile seyredilmeyi hak ediyor ama mutlaka izlenilmesi gereken bir başyapıt olduğunu söylemek fazla abartılı olur.

Ben seyrettim, az çok da beğendim ama şimdiki gençlik bu tür kurgusu ve konusu olan filmlerin yapılma amaçlarına ne derece ilgi duyar ne derece beğenir pek bilemiyorum o yüzden bu filmi otuzlu yaşlarını sürenlere ve İkinci Dünya Savaşı ile ilgili ne olursa olsun kaçırmak istemeyenlere öneriyorum...