15 Temmuz 2010

Pazar – Bir ticaret masalı [film]

Ben Hopkins niye böyle bir film çekme ihtiyacı duymuş niye böyle bir senaryo yazmış anlayamadım, umarım son denemesi olur...

Bir filmin film olması için önce çok güzel bir konu bulmalısınız, sonra bu konuyu işleyip mükemmel bir senaryo haline getirmelisiniz ve bundan sonra da bu senaryoyu dekoruyla, mekânıyla, kostümüyle işleyecek kaliteli bir ekip oluşturmalısınız.

Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman sıra oyunculara gelir, bu filmdeki kaliteli oyunculuğu ile “keşke daha fazla filmde oynasaymış” dedirten Genco Erkal gibi oyuncuları da ayarlarsınız ve filminizi çekersiniz... ama yine de bunun bir sahne çalışması, kurgusu, montajı vs. gibi filmi birinci elden etkileyen başka “çok önemli” ayrıntıları da vardır...

Bunlara dikkat etmezseniz bütün emeğiniz sadece sıradan bir iş yaratıp bekleneni veremeden uçar gider... Ve bu kadar emeğe, bu kadar güzel bir konuya yazık olur.

Ses kaydındaki sorunlar yüzünden yer yer zaten zor anlaşılan ve duyulamayan (ve yapay olduğu için kimi yerde de yanlış olan) şive, filmin başrol oyuncusunu “ne söylediği anlaşılmaz” bir duruma sokar...

Gereksiz yerlerde anlamsız ve ilgisiz (hatta yanlış seçilmiş) müzikler, bazı diyaloglardaki mantık hataları, senaryodaki küçük aksaklıklar, kurguda atlayıp zıplamalar filmi eritip bitirir...

Neyse... biz gelelim filmin konusuna;

Mihram, Anadolu’nun ücra bir yerinde ufak tefek ticaret işleriyle kendi çapında uğraşan uyanık tipli bir girişimci(!)dir.

Çevresindeki insanların ihtiyaçlarını temin etmeye çalışan Mihram’ın işleri pek de iyi gitmemektedir.

Köye cep telefonu antenleri dikildiğini görünce, cep telefonu dükkânı açıp normal bir işadamı olmayı düşünen Mihram, gereken parayı bulmak için getirisi iyi bir iki iş çevirmeyi planlar.

Bu arada köyün sağlık ocağındaki bayan doktor’un ısmarladığı ilaçlar çalınmıştır.
Doktor, Mihram’dan ilaçların aynısını bulmasını ister fakat paraları anca ilacı almaya yetmektedir. Mihram sırf iyilik olsun diye ilacı bulmak için sınırı geçecektir ama bu arada giderken de başka şeyleri satmak üzere oraya götürmeyi düşünmektedir...

Malı götürmek ayrı, satmak ayrı hele hele ilacı bulmak apayrı bir sorun olur...

Böyle konuyu derleyip toplayınca güzel bir şey gibi duruyor ama filmde bunu ne yazık ki güzel işleyememişler.

Genco Erkal’ın oyunculuğu ile topladığı sürpriz sempati, Nesrin Cevadzade’nin kısa ama iyi oyunculuğu, kahvede kağıt oynayan halktan kişilerin bir türküyü sırayla bağıra bağıra okuması, cep telefonları için baz istasyonu kuran işçilerin yaşlı köylü kadınla atışması filmdeki en güzel bölümlerdi ama bir bütün olarak filmi değerlendirmek gerekirse bekleneni veremediğini söylemek zorundayım.

Anadolu insanının (günümüz dünyasının çıkmazları ve çaresizlikleri içinde) kendine her türlü fırsattan bir şekilde çıkar sağlamaya çalıştığını göstermeye çalışması güzel bir düşünce...

Ama bir yerden sonra;

Filmin, amca-yeğen işbirliğinin gösterildiği bölümünde (filmin neredeyse büyük bir bölümünü kaplayıp) Genco Erkal’ın oyunculuğuna yaslanarak (Adeta bir Şener Şen-Uğur Yücel filmlerindeki diyalogların benzerlerini yaratmaya çalışarak) ayakta durmaya çalışması ne yazık ki istenen sonucun elde edilmesini sağlayamamış...

Televizyonda rastlarsanız şöyle bir üstten bakabilirsiniz ama bir yerlerde okuyup da heveslenirseniz bulup alıp seyredilecek kalitede bir film olmadığını söylememem gerekiyor.