02 Ağustos 2010

Dalgıç ve Kelebek - Diving Bell and the Butterfly [film]

Çok bilinen bir kadın dergisinin müdürü kırklı yaşlarında beyin damarlarından birinin tıkanması sonucu felç geçirir ve hastaneye kaldırılır.

Felçli adamın sadece sol gözü hareket edebilmektedir ve filmin büyük bir bölümünü onun gözünden izleriz. (Görüntü yönetmeni için oldukça zor olmalı, hakkını vermek lazım.)

Adam, karısından ayrılıp başka bir kadınla yaşıyormuş, çocuklarını çok seviyor, işyerindeki bazı insanlara olması gerekenden daha az ilgi ve saygı göstermiş, hasta babası varmış vs. vs.

Bol ödüllü bu film; bu tarzdaki klasik eserlerin mantığında bulunan “Allahıma şükürler olsun, her işin başı sağlık” dedirtmekten başka bir de işte en fazla “Beden, eski tip bir dalgıç kıyafeti gibi hareketlerimizi sınırlandırıyor, ruh da kelebek gibi istediği yere uçup giden bir şey” lafını söyleyebilmek için yapılmış gibi...

Böyle, hastanede bir yatağa (ve sonrasında tekerlekli sandalyeye) bağlı olmanın zorluklarını mı yoksa o hastanın özel yaşamının (hayatı bitmiş gibi olduğu anda) değerlendirmesini mi önemsemeliyiz?

Film bunun ikisinin arasında gidip geliyor... (adamın hayatına bakıp biyografi gibi mi izlenmeli yoksa herkesin yaşayabileceği genel bir soruna mı odaklanacağız buna tam olarak karar verilememiş gibi sanki.)

Adam mükemmel olsa, içinde bulunduğu durum daha üzüntü duyulacak bir hal mi alır? Ya da kötü biri olsa o zaman “Oh iyi olmuş, şimdi böyle olunca her şeyin kıymetini ve hatalarını anladın, baştan düşünecektin kardeşim.” mi diyeceğiz ki adamın geçmişteki hayatını anlatıyorsun? Bu yönden bir gariplik yok değil hani...

Neyse. Felç olmuş bir adam ölmeyi düşünüp isterken, konuşma terapileri sayesinde gözünü açıp kapayıp (bir kere evet, iki kere hayır) bir şekilde bir iletişim yolu bulur...
(bir de bütün film boyunca “yüzlerce kez tekrar tekrar tekrar edilerek sıkıntıdan öldüren” doktorun hiç durmadan tekrar ederek hastayla iletişim kurduğu bir alfabe var ki seyredenleri de felç edebilir...)

Filmin başında komadan çıkma süresinde yaşananlarda gerçeklik duygusunu iyice verebilmek için görüntülerin bulanık ve çift verildiği sahneleri uzatmışlar da uzatmışlar, diğer bir sürü sahne de birbirinin benzeri mantıkla işlenmiş.

Sanırım refah seviyesi bizden yüksek olan Avrupalı insanlar “Yahu bir şey olsa yandık valla. Allah sağlık versin.” düşüncesini bizim kadar sık hatırlarına getirmiyor olacaklar ki film onlara bu bakımdan “Bakın hayatta bunlar da var” mantığını öne çıkardığı için ilginç gelmiş...

Filmin gerçek bir hikâyeye dayanmasının böyle bir konuya sahip film için o kadar da önemli olmadığını düşünüyorum...

Ayrıca: Sıkıcı ve biraz da felsefi fikirlerle süslü mantığını pek beğenmediğimi ve onca abartılmasına rağmen filmden hoşlanmadığımı.... dolayısıyla sizleri de sıkacağını düşünerek filmi seyretmenizi tavsiye etmediğimi söylemek zorundayım...

Konuya mı odaklanacağız, adamın özel hayatına mı? Kişisel özel dünyasını inceleyince özgür ve biraz da entellektüel bir hayat süren bir dergi müdürünün sıradan hayatında seyirciyi etkileyecek özel bir şey yok... Zaten bu yüzden de adamla ve adamın özel hayatıyla, seyircinin kendisini özdeşleştirebileceği bir duygu bağını bir türlü kuramıyorlar

Yok hastaya acımamız gerekiyorsa orada kim olsa o durumdaki bir insanın sağlık sorunundan rahatsız olur bu da çok normal, böyle bir şeyden filmin kalitesiyle ilgili pay çıkarmak da saçma olur, Git SSK hastanesine aynı hastadan elli tane var onları çekip anlatsam bu da etkileyici olur ama bu çektiğim filmin sanatsal açıdan farklı ve kaliteli bir şey olacağı anlamına gelmez...

Ama bunlar dön baba dönelim, göster allah göster.... bir süre sonra seyirciyi sıkıyor ve “Tamam tamam anladım yahu, adam elinde fırsat olsa çevresindekilere daha esnek daha iyi davranırmış şimdi durumu bu, vah vah vah... Allah kimsenin başına vermesin.” dedirtmekten daha fazlasını veremiyor...

Sonuç olarak rastlarsanız seyredebildiğiniz kadar seyreder sıkılınca kapatırsınız. Benzerleri yüzlerce kez yapılmış, orta kalitenin biraz altında bir film... Seyretmezseniz bir şey kaybetmezsiniz...