04 Ağustos 2010

DEHB: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

Kitabı görünce şöyle bir üstten bakayım dedim ama elime aldığım gibi üç dört saatte tamamını su içer gibi bitiriverdim...

Doç. Dr. Eyüp Sabri Ercan çok güzel bir iş çıkarmış... Kitabı okuyunca aklıma ilk gelen şey “Keşke herkes kendi alanında bu güzellikte faydalı eserler verse” oldu...

Kitap, gerektiği için çok detaya giren yerlerinin yanında rahat, herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek çok düzgün ve yalın bir dile sahip.

(Sohbet eder gibi karşılıklı konuşma havasında yazılmış hissi verse de teknik anlamda; tablolar, testler, küçük dipnotları gibi özellikle dikkat edilmesi gereken ayrıntıların ayrı renklerle belirtilmesi, kaynakça bölümü, araştırmalar vs. gibi gerekli ne varsa okuyanı aydınlatıp öğretecek öğeleriyle dört dörtlük bir çalışma olmuş.)

Bu kitabı okumama ve buraya yazmama neden olan çok ama çok önemli iki ayrıntıyı mutlaka size de anlatmalıyım.

Birincisi;
Çocuğunuz (ya da bir yakınınızın çocuğu) varsa ve çocuğun aşırı hareketliliği hem dikkat çekecek hem de ailesini canından bezdirecek boyutlardaysa “Bu çocuk acaba hiperaktif mi?” diye düşünmeye başladığınızda;

“Aman, canım... Çok akıllı, çok zeki de ondan... Her şeyden çok çabuk sıkılıyor, bir oynadığı oyuncakla bir daha oynamıyor çünkü anında her şeyi çözüp bitiriyor. Zeki çocuklar böyle çok hareketli olur, enerjisini boşaltamıyor da zekâsı hareketli olmasına neden oluyor.” diye düşünürsünüz...

Ve yanlış bir şekilde de “Yaşı büyüsün, ileride düzelir” kanısına kapılırsınız.

Oysa ki böyle çocuklar;

belli bir şeyin üzerinde dikkatini toplayamaması ve dikkatini vermesi gereken şeylerden çok çabuk sıkılmasıyla hayatı boyunca “olması gerekenden” daha az başarılı olmaya adaydır...

Çocuğun, çocuk psikiatristine götürülüp gösterilerek yapılacak olan erken tanı ve tedavisiyle bu olumsuz etkinin önüne geçilebilir...

Buraya kadar hemen hemen (bu sorunun sorun olup olmadığını bir an için düşünmüş olan her ailede olduğu gibi farkedilip akla geldiği ilk aşamalarda) her anne baba şöyle düşünür;

“Hiperaktiviteye bağlı dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu olsa çocuk birbuçuk saat oturup çizgifilm seyrederken de bilgisayar başında saatlerce oyun oynarken de dikkati dağılır başka şeylere dalar gider, demek ki dikkatini vereceği şeyler bulursa hiç de dikkati dağılmıyor, bununkisi çok sevilmekten, şımarıklıktan, demek ki benim çocuğumda dikkat eksikliği ya da hiperaktivite yok...”

İşte burada çok önemli (beni de ikna eden ve bilimsel araştırmalarla saptanmış) bir ayrıntıya dikkat etmek gerekiyormuş...

Çocuğun dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu olup olmadığı “Sevdiği aktiviteleri yerine getirirken değil, sevmediği ve sorumluluk gerektiren şeyleri yaparken ortaya çıkıyor mu?” diye o aşamadayken kontrol edilmeliymiş...

[Yani koy önüne yeni aldığın tren setini ya da bebek evini bir saat oynasın “Bak işte gördün mü bir saat nasıl uslu uslu oynuyor hiç de bölünmeden, yerinden kalkmadan güzel güzel oynadı demek ki bunda “DEHB” (Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu) yok.” diye düşünmek pek de doğru değilmiş...

Çocuk, oyuncaklarını toplarken bin dereden su getirip her seferinde erteliyorsa, kendisi giyinmeye üşeniyor, giydiklerini toplamadan çıkarıp sağa sola atıp öyle bırakıyorsa, elini yüzünü yıkayıp dişini fırçalamak zor geliyorsa, bir şey anlatılırken göz temasını bozup sağa sola bakıyorsa, bir şey yaparken acele edip hemen bitsin diye yaptığı şeyleri üstünkörü geçiştirerek yapıyorsa, anne baba ya da öğretmen bakıcı bir şey söylerken dinlemiyor başka şeylerle ilgileniyorsa....

[Özetlersek: dikkatini toplayamadığı şey “kendisine ait SORUMLULUK gerektiren” bir görevse ve bunu ya yarım yamalak öylesine yapıp hemen geçiştiriyor ya da defalarca başka şeylerle ilgilenip o sorumluluk gerektiren ödevi yapmamak için bahaneler yaratıyorsa...] İşte, aslında çocuk o zaman incelenip ona göre karar verilmeliymiş.

(yani bilgisayar başında iki saat hiç sıkılmadan duruyor. Bu çocuk normal, öyle olsa bunda da sıkılır, dikkati dağılır, bölünürdü diye düşünmek doğru değilmiş. Ki aynı yanlış düşünceye ben de sahiptim.)

Ayrıca:
Siz ve çevrenizdeki herkes çocuğunuzun zeki olduğunu düşünüyor olabilir ve çocuğunuz gerçekten çok zeki de olabilir ama bu onun hiperaktif olmasının ya da o çocukta bulunan konsantrasyon eksikliğinin (dikkatini verememesinin) bir nedeni olarak görülmemeli.

Kısacası:
Dikkatini dağıtmadan ilgiyle takip ettiği şeylerin olduğunu da düşünüp öyle olsaydı bunda da dikkati dağılırdı demek ki çocuğumda DEHB yok diye düşünmemek gerekiyormuş.

Çünkü;
önemli olan, çocuğun herhangi bir şeyde dikkat eksikliği yaşamaması değil SORUMLULUK GEREKTİREN sıkıcı görevlerde de aynı şekilde sebat edip kendisini işine verebilmesi önemliymiş...


İşte birinci önemli ayrıntı fikir buydu.

Bu düşünce, genelde bütün anne ya da (ben de içinde olmak üzere) babaların yaptığı hataya dikkat çekmesi açısından çok önemliydi... Çocuğu aşırı hareketli olan ailelerin dikkatini çekmesi açısından önemli olduğu için de kitapta okuduğum bu önemli noktayı sizlerle paylaşmak istedim...

Şimdi konuyla ilgilenenler için konuya devam edelim.

Çocukta dikkat eksikliği ve hiperaktivite varsa erken tanı ve güvenli ilaçlarla bu durum tedavi edilebiliyormuş.

Tedaviyle de:

Çocuğun arkadaş ve okulla olan sorunları çözülüp, daha sağlıklı iletişim kurması sağlanabiliyormuş.

Çocuğun okulda dikkati dağılmadığı için kendini derslerine daha fazla verebilmesine yardımcı olunabiliyormuş. Ve genel olarak bütün hayat kalitesi ve başarı oranı arttırılarak daha iyi bir konuma gelmesi sağlanabiliyormuş...

Şimdi gelelim ikinci ayrıntıya:

Bu ayrıntı aslında beynimde patlayıp etrafa tozlar saçarak ruhumu etkileyen bir tanımlama oldu dersem daha doğru olur... (Önce kitabın akış mantığına göre konuyu biraz açıklayayım sonra alta doktorun kendi sözleriyle büyük harflerle yazacağım.)

Çocuk;
laf dinlemiyor,
herkes bir şey söylüyor ama o hiç oralı olmuyor,
hep her şeyin tersini yapıyor,
her şeyden çabuk bıkıyorsa,
bir şeyi çok tutturuyorsa,
istediği yapılmayınca kıyametleri koparıyorsa,
eli ayağı rahat durmuyorsa,
yaşıtlarına göre daha hareketliyse,
normalden fazla konuşuyorsa,
dinlemeden cevap veriyorsa,
kendini derslerine veremiyorsa,
sınıfta gezinip duruyorsa,
aceleciyse,
hep kendi dediği olsun istiyorsa,
akşama kadar yaşadığı her şeyde hem kendisi hem çevresindekiler sorun yaşıyor ve sinir stresten bitkin düşüyorsa, bu çocuğun ailesi, çevresi ve okuluyla problem yaşamaması mümkün değil...

En sevdiği insanlar (canını verecek kadar seviyor olsalar bile) yaka silkiyorlarsa o zaman çocuk da ister istemez zamanla yalnızlaşıyor, kendine güvenini kaybediyor ya da zamanını etkili olarak kullanamadığı için arkadaş ve ailesinle ilişkilerinde ilgiye sevgiye doyumsuz oluyorlar...

Çocukları böyle olan ailelerin “özel zaman uygulaması” etkinliği gerçekleştirip her gün belli bir süreyi “özel olarak” çocukla oynamak için ayırması gerektiğini, bu uygulamanın da çoğunlukla çocuğun davranışlarında kendine duyacağı güveni arttırarak çocuğun daha uyumlu hareket etmesininde yardımcı olacağını söyleyen Sayın Ercan bakın tüm bunlara bağlı olarak ne diyor;

“................
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar ilgi ve sevgiyi diğer çocuklardan daha çok fazla (ve çabuk) bir biçimde beklemektedirler.

İlgi gösterme olumlu ve olumsuz biimde olabilir.

“Olumlu ilgi” çocuğa hoş sözler söyleme, sevme, okşama, kucaklama ve ödüllendirme, “Olumsuz ilgi” ise kızma, bağırma, cezalandırma ve dövme biçiminde gösterilen ilgidir.

ÇOCUKLAR İÇİN İLGİ GÖRMEK O KADAR ÖNEMLİDİR Kİ; “OLUMLU İLGİ”Yİ ELDE EDEMEDİKLERİNDE, “OLUMSUZ”DA OLSA İLGİ GÖREBİLMEK İÇİN ÇABA GÖSTERİRLER.
......................”

Böyle çok önemli bir konuyu, hele hele çocuklarla ilgili olduğu için çok daha üzerine düşülüp bilgi edinilmesi gereken bir konuyu kitap haline getirip benim gibi sıradan insanların hayatlarında olumlu etkiler yaratan Doç. Dr. Eyüp Sabri Ercan’a teşekkürler...