31 Ağustos 2010

Gran torino [film]

Her şey yerli yerinde, senaryo, kurgu, diyaloglar tek tek her sahne ayrı ayrı planlanmış ne bir eksik ne bir fazla. Tabii ki sonuç da ona göre çok başarılı olmuş.

Tamam, konu çok klasik ama bu klasik konu o kadar günümüze uyarlanarak o kadar her şey yerli yerine konularak tam ayarında işlenmiş ki Clint Eastwood’un yaptığı işin kalitesini onaylamamak mümkün değil...

Klasik, aksi karakterli, ülkesinin günümüz dünyasındaki yerinden ve yaşam tarzından rahatsızlık duyan orta sınıf aile reisi tipini başarıyla canlandıran Clint Eastwood tam kararında canlandırdığı rolüyle Amerikalıların bir bölümünün düşüncelerine de tercüman oluyor.

Gelelim konuya; Walt, hayatının son yıllarında, eşini yeni kaybetmiş, çocuklarının ailelerine mesafeli, sert, muhafazakâr (ama fazla dindar olmayan) bir Amerikalı.

Hayatının büyük bölümünü geçirdiği mahalle Amerika’nın büyük bir bölümünde olduğu gibi yabancı kökenlilerin mahallesi olmuş, yıllarca çalıştığı Ford fabrikasında üretilen arabalar yerine çocukları bile (zamanında savaştıkları) Japonların arabalarını tercih etmekte...

Etraf çeşitli etnik kökenli grupların çeteleriyle güvenliğini yitirmiş bir vaziyetteyken Walt hayattan elini eteğini çekip savaşta kazandığı madalyayı bile bodrumunda bir sandığa kaldırmış yaşamının son günlerini memnuniyetsizlik içinde geçirmektedir...

Komşusu olan Uzakdoğulu ailenin genç oğlu kendi etnik kökeninden çete üyeleri tarafından zorla suça yönlendirilip de adamımızın garajına girince Walt da bir şekilde bu ailenin içine girip (mahallede kalan son Amerikalı olarak) beğenmediği bu gidişata bir son vermeye çalışır.

Anlattıklarım filmin ana konusu gibi görünse de arka planda Walt’ın kendi yaşıtlarıyla birlikte ortadan kalkacak olan bir neslin ülkesine bakışını, devletinin yaptıklarından memnuniyetsizliğini ve o kuşağın bir türlü üzerinden atamadığı savaş sendromunu, yabancıların içe kapanık hayatlarından şikâyet etme yerine onlara el uzatıp istenilen hayatın elbirliğiyle yeniden inşa edilebileceği çok güzel ayrıntılarla işleniyor.

Yabancı toplulukların beğenmediğiniz özelliklerini anlamaya çalıştıkça onların da kendi geleneklerine bağlı olarak yaşadığını kavrayıp saygı göstermeyi denerseniz toplumsal birlik ve düzenimiz daha sağlam olur mesajıyla birlikte Walt’ın komşusunun çocuğunu çetenin elinden kurtarıp ona yardım etmesi ve kendi yaşam tarzına ait küçük ip uçlarını öğretmesi bence filmin en önemli yanıydı.

(Tabii bir de Amerikalılara “Bu yabancı kökenli insanlar, biz dünyanın başka yerlerini karıştırdıkça orada bize zamanında yardım ettikleri için kendi ülkelerinde dışlanan ve tutunamayan ya da güvende olmayan insanlar. Buraya geliyorlarsa bu bizim yüzümüzden ve bize orada yardım ettikleri için buraya gelmek zorunda kaldılar.” bilgisini de arada vermeleri Amerika’daki ırkçı yaklaşıma sahip insanların bakış açılarını değiştirebilmek adına çok önemli.)

Sonuç olarak; Filmi beğendim, tiyatro oyunu gibi sırayla sahnelerin değiştiği, küçük esprilerle o tarz insanların karakterlerinin analiz edilmesindeki abartısız anlatım hoşuma gitti.

Sağlam bir mantıkla yazılmış kaliteli bir roman gibi ağır akan konusuyla, ayrıntıların yönlendirdiği değerlendirmeleriyle, Amerikan halkının birlik beraberlik duygularını pekiştirmeye çalışan senaryosuyla güzel bir film olmuş.

Beklenmeyen, tahmin edilemez, çok farklı ve uç noktalarda dolaşan sanatsal bir eser olarak değerlendirilemez ama sinema açısından gereken her şeyin tam kararında yapıldığı kaliteli bir film seyretmek istiyorsanız size de seyretmenizi öneririm...