27 Ağustos 2010

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull [film]

Yıllar sonra Indiana Jones Ziraat Bankası önünde emekli maaşı alacak kadar yaşlanmış görünse de yine de atlamaktan zıplamaktan geri kalmıyor ve gizemli bir maceraya atılabilecek kadar enerjiye sahip olduğunu dosta düşmana gösteriyor...

İşin içinde yine Ruslar, kutsal hazineler, kâşifler, ölüm tuzakları, akrepler, yılanlar, böcekler, kurukafalar, iskeletler, mumyalar var ama “Kamçılı adam”ımız her zaman olduğu gibi korkusuzca her şeyin üzerine gidip arada Cüneyt Arkın gibi de bir iki kavgaya karışıp olayı zamanında sonuçlandırıyor...

Tabii ki anlatılan masalsı hikâye antik dünya ve ona ait hazineler olunca maceranın her adımı da gizemli ve bilinmezlerle dolu oluyor...

[Indiana Jones filmi için yönetmenimiz bu sefer “Maya uygarlıklarının, zamanında nasıl o kadar ileri teknolojilere sahip olduğu” konusunu uzaylılara bağlayan aklı evvellerin fikirlerini değerlendirip kendine film için malzeme yapmış...]

Güya uzaylılar gelmiş, Latin Amerika’daki uygarlıklara tarımı, sulamayı, hayvancılığı vs. öğretmiş de sonra onlar da bunları her yere çizmişler falan filan ama sonra binlerce yıl geçmiş her şey yıkılıp kaybolmuş...

Binlerce yıl sonra eski efsanelerin peşinde olan arkeologlar, Latin Amerika uygarlıklarının efsanelerinde geçen kristal bir kafatasının peşine düşerler ve bu arkeologlardan biri de Indiana Jones’un okul arkadaşıdır... Indiana Jones da tabii ki bu fırsatı değerlendirip hem arkadaşını bulmak hem de kristal kafatasının gizemini aydınlatmak için maceraya atılmaktan geri kalmaz...

Sonuç olarak; ormanlarda Ruslarla makineli tüfek ateşi altında çeşitli akrobatik hareketler yaparken insan yiyen karınca kolonilerine karşı verilen mücadeleden tutun da, kutsal mezarları koruyan yerli halktan kaçarken uzaylı kurukafalarının manyetik etkilerine kadar olabilecek her türlü şeyi barındıran bu film yine bir Indiana Jones klasiği olmuş...

Tamam, böyle filmlerin eski tadı tuzu yok, teknoloji çok gelişti, efektler aldı başını gidiyor kim ne düşünürse yapabiliyor hiçbir şeyde sınır yok artık... ama eski tarz macera filmleri sevenleri de düşünmek lazım... Bu tipteki sinema izleyicisini klasik anlatımıyla üzmeyecek olan film tam olarak standart bir macera filmi ve 14-20 yaş arası izleyiciye televizyonda seyredilecek kaliteli bir yapımın nasıl olacağı hakkında fikir verebilir...

(sizler de öyle bir rastlarsanız üstten bakabilirsiniz ama para verip dvd’sini almaya da kalkmayın, para kolay kazanılmıyor ve Amerika’da yaşamıyoruz...)