27 Ağustos 2010

Üç renk; Beyaz [film]

Kieslowski’nin meşhur üçlemesi “Mavi, Beyaz, Kırmızı”nın ikincisi olan Beyaz’ı (bu üçlemeden seyrettiğim ilk film olan Kırmızı’nın sıkıcılığına rağmen) seyrettim.

Beyaz, tamamen farklı bir anlatım ve farklı bir mantıkla bambaşka bir konuyu anlatıyor...

Klasik roman konusu gibi giden film, aslında çok farklı bilinmedik bir şey anlatmıyor ama yine de seyredilmeye değer bir yapım olmuş.

Fransa’da yaşayan filmin kahramanı (Karol) karısı tarafından boşanma davası açılıp da her şeyi elinden alınınca sokaklarda yatıp kalkmaya başlıyor ve bu sırada kendisi gibi başka bir Polonyalı adamla tanışıp arkadaş oluyor.

Karol’ün yapacak hiçbir şeyi kalmadığı için Polonya’ya geri dönmek istemektedir ama karısının yalan ihbarı yüzünden (ortak oldukları kuaför dükkânını yakıp kocasının üzerine atınca) polis tarafından aranmaktadır...

Yeni tanıştığı arkadaşı, Polonya’ya geri götürebilmek için Karol’u bir valizin içine saklar ve kaçak yollardan Polonya’ya girmesini sağlar.

Karol bir sürü badireler atlatıp Polonya’daki eski hayatına kaldığı yerden başlar ama bir yandan da eski karısını unutamamaktadır.

Bu arada ufak tefek para işleri çeviren bir adamla işbirliği yapıp para biriktirmeye başlar.

Bir gün büyük bir firmanın bir yerlerde arazi satan alacağını öğrenip o arazileri yanında çalıştığı adamdan önce satın alarak büyük paralar kazanır.

Bu parayla da büyük bir iş yeri açarak o dönem Avrupai yaşam tarzına geçmek üzere olan Polonya için en iyi iş olabilecek ithalat ve ihracat işlerine girer.

Karol artık zengin bir adam olmuştur, çevresinde onun için çalışanlar ve bir iki de sağlam dostu vardır. Parası da olduğu için bundan sonra düşündüğü her şeyi yapabilir ama onun yapmak istediği tek şey eski karısına kavuşmaktır...

Bunun için güzel bir plan yaparak uygulamaya koyulur. Filmin bundan sonrasını anlatmayı doğru bulmadığım için burada kesiyorum.

Ağır akışlı, oyunculuk yönünden kimi yerde zayıf kimi yerde güçlü olan film, iniş çıkışlarla sonuna kadar takip edilebiliyor.

Polonya’nın Avrupa yaşam tarzına uyum sağlamaya çalıştığı geçiş yıllarına arka planda şöyle bir yer veren, Fransız romantizmini klasik roman akışıyla taklit edip farklı bir şey sunamasa da izlenilebilir bir konuyu güzel bir şekilde işleyen film yine de fena sayılmaz...

Yalnız dikkat! Film, bazı sevişme sahneleri yüzünden çocuklara uygun değil, aklınızda bulunsun...

Sonuç olarak; rastlarsanız ya da bir arkadaşınızdan ödünç alabilirseniz seyredilebilir ama o kadar da ahım şahım olağanüstü bir film değil. Sıradan ama güzel, orta ayar bir film işte...