27 Ağustos 2010

Üç renk; Kırmızı. [film]

Reklamlar için fotomodellik de yapan bir manken kız arabasınla bir köpeğe çarpar ve köpeğin tasmasındaki adresten köpeğin sahibine ulaşır.

Tekbaşına, hayattan kopup içine kapanmış bir yaşamı tercih eden köpeğin sahibi, dağınık ve gizemli bir adamdır.

Kız, daha sonra çeşitli nedenlerle bu adama birkaç kez daha gelir ve bir keresinde de adamın başkalarının telefonlarını dinlediğini farkeder.

Adam, emekli hakimmiş ve çevresinde şüpheli gördüğü insanları dinliyormuş, şimdi dinlediği adamın da uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından şüpheleniyormuş. Ama telefonları dinlerken adamın karısını aldattığını da keşfetmiş...

Kız, bunu duyunca; adamın dinlediği şüphelinin özel hayatına müdahale edildiğini düşünüp bu olayı söylemek üzere telefonu dinlenen adamın evine gitmeye karar verir ama oraya gidince de karısını ve çocuğunu görünce söyleyemeden geri döner...

Kızla yaşlı adam bu konular üzerine konuşa konuşa iki dost gibi olmaya başlarlar, kız kendi ailesini ve yaşadıklarını hatırlayıp anlatır; adam da eski aşkını ve kendisini nasıl aldattığını o yüzden buraya kendini kapatıp hayattan koptuğunu açıklar...

Bu kızın bir de sevgilisi vardır, neredeyse her gün telefon edip kızla konuşur... Kız sonunda sevgilisi olan adamın yanına gitmek üzere Fransa’dan İngiltere’ye giden bir feribota biner ama yolda kaza geçirirler ve bine yakın insan kaybolup yaşamını yitirir...

Filmimizin kahramanı olan kız bu kazadan kurtulan birkaç kişiden biri olur ve hayatına devam eder...

Bu kadar övülen, bu kadar isim yapmış bir filmin hem çekimlerinin hem konusunun hem de sinema açısından estetiğinin bu kadar kötü olacağını hiç tahmin etmiyordum...

Karanlık çekimlerle sıkıcı olan konuyu daha da sıkıcı yaparak yavaş ilerleyen konusuyla çekilmez bir filme imza atan yönetmen Kieslovski’den bu kadar sıradan ve normalin altında kalitede bir film çıkacağını tahmin edemezdim...

Kesinlikle hiç kimseye tavsiye etmiyorum... Tamamen zaman kaybı.