27 Ağustos 2010

Üç renk; Mavi... [film]

Film; Trafik kazasında küçük kızını ve kocasını kaybeden bir kadının “tekrardan hayata bağlanmaya çalışırken geçirdiği bunalımlı dönemi” olabildiğince sıkıntılı ve ağır bir şekilde gereksiz ayrıntılarla da uzata uzata anlatmaya çalışıyor...

Bu kadar basit ve bu kadar (izlemeyi işkence haline getirecek kadar) kötü müzikleri olan başka bir film daha hatırlamıyorum.

Ayrıntı diye verilen basit şeyleri acayip özel psikolojik detaylar gibi gösterip uzatılmış sahnelerle seyirciyi sıkıntıdan bayıltan bu filmi kesinlikle kimseye tavsiye etmiyorum...

Sinema, sanatın bir parçasıysa... sanat, bir şekilde (kötü şeyleri anlatmak için bile olsa) güzel bir şeyler yapmaksa... Üç renk serisinin “mavi”sini ne yazık ki ben ne sanatla ne de sinemayla bağdaştıramıyorum.

Sıradan bir insana bir kamera verseniz; “Git köyündeki adamı kadını, ineği otu böceği çek gel. Bir de ne neymiş bu filmi çekerken üzerine konuş.” desen ortaya daha güzel bir şey çıkar.

Ne estetik, ne edebi fikir, ne sinemaya özgü bir sanatsal yaklaşım... Bu kadar uyduruk bir film olacağını ve bu kadar uyduruk bir filmin bu kadar abartılıp göklere çıkarılacağını tahmin etmezdim...

Çok ağır, anlaşılması zor falan değil tam aksine çok sıradan çok basit ve bir o kadar da saçma sapan uyduruk bir senaryoyu alıp film olsun diye uzatmışlar da uzatmışlar...

Kesinlikle tavsiye etmiyorum... bu filmi seyrederken kaybedeceğiniz zamanı gazetelerin üçüncü sayfalarındaki günlük adli olayları inceleyerek geçirseniz bile daha faydalı olur kanaatindeyim...

Sanat çevrelerinde çok konuşulan ve çok övülen bir eser diye kanıp da gidip para vererek dvd’sini alırsanız üzüntünüzü fotoğraflayıp bir bakın, inanın onun sanatsal değeri daha yüksek olacaktır.