27 Ekim 2010

dolu mu, boş mu?

Evet, büyüyüp de hayatın içine girdikçe ve hayat tecrübemiz daha da arttıkça ne yazık ki dünyaya bakış açımız da eskisi kadar olumlu olmayabiliyor.

İşin eğlence kısmı gidip de hayat zorunluluklardan ibaretmiş gibi görünmeye başlayınca şu meşhur örnekteki gibi bardağın hep boş tarafına kafayı takıyoruz.

Çocukluk çağlarında bardağın dolu kısmı bize yeterken, gençliğimizde boş tarafına hayıflanıp dururuz.

Büyüyüp de zamanla bilinçlenip bardağın boş kısmını “kimlerin boşalttığı” üzerine kafa yormaya başladığımızda artık sonuçla değil sorunların kaynağına inmeyi de öğrenmiş bulunuyoruz ama ne yazık ki bu, hayata daha da olumsuz yaklaşmamıza neden oluyor.

Oysaki yukarıdaki çizimde olduğu gibi aslında bardağın (suyla olmasa da) hep dolu olduğunu düşünmeye başlamak, bazı şeylerin eksilmesine rağmen yerlerinin başka şeylerle doldurulabileceğini gösteren güzel bir bakış açısı geliştirmemizi sağlayabilir.

Bardak, teknik olarak aslında her zaman doludur, önemli olan şey; içindekilerin değişmiş olmasını ve o değişenlerle neler yapılabileceğini düşünmeye çalışmak, durumumuz ne olursa olsun umudumuzu yitirmemek ve fırsat verilmişken en kötüsü olduğunu düşünsek bile yaşama olabildiğince dört elle sarılıp küçük şeylerle hayatımızı güzelleştirmek için uğraşmaktır.

[Benim kadar kötümser birinin böyle bir yazı yazdığına inanamıyorum :) ama klasik “hayata bakış açısına göre insanların iyimser mi kötümser mi olduğunu gösteren” bardak örneğine bilimsel düşünce tarzıyla farklı bir boyuttan yaklaşan bu fikri (konunun girişindeki resim) görünce dayanamadım, kusuruma bakmayın artık, oldu bir kere :)]

not: bu kadarını herkes biliyordur ama yine de İngilizce bilmeyenlerin de olabileceğini düşünerek açıklamak zorundayım.
Resimde bardağın sağındaki kırmızı yazılar: 1/2 air, 1/2 water (yarı hava, yarı su)
Alttaki siyah yazı: technically the glass is always full (teknik olarak bardak her zaman doludur.)