21 Kasım 2010

Simonov’un seyahatleri - Jacques Werup

Balkanlar’ın ve Avrupa’nın en çalkantılı olduğu, ulus devletlerin tek tek ölüm kalım mücadelesi verdiği 19. yüzyılın sonlarında Bulgaristan’daki yahudi bir ailenin oğlu olan Elias Simonov’un hayatı...

Fakir bir sobacının oğlu olan Elias’ın Varna’da başlayıp İstanbul, Kayseri, Sivas, Trabzon, Mersin’deki maceraları İngiltere, Fransa ve İsveç’te de devam ederken romanın arka planında Osmanlı’da 1800’lerin sonları, Balkan Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında Avrupa’daki en kötü yıllar okuyucuya eşlik ediyor..

İsveçli yeni kuşak edebiyatçılar arasında başarılı bir isim olarak gösterilen yazarın “Dedesinin hayatını anlattığı bu romanı”nı her ne kadar gerçek hayat hikayesi gibi okusak da yine de yazarın kendi bakış açısıyla yazdığı yorumları kitabı farklı bir şekilde değerlendirmeme de neden oldu.

Yol filmleri gibi bir yerde başlayıp bir yerde macerayla karşılaşıp orada olayı bitirince başka bir yere devam eden çizgiyi yazar gerçekten güzel yakalamış. (Arada da hem Avrupa’da hem Osmanlı’da yaşayan herkese verip veriştirmiş :) ama yine de macera romanı gibi okurken bunlar fazla göze batmıyor.)

Kitapta çok fazla ayrıntıyla boğan yerler olduğu kadar çok sade bir şekilde anlatılmış bölümler de var.

Yazar, dedesinin hayatını romanlaştırırken gerçekten çok zorlu bir işi başarmış;

İnsan psikolojisinin gençlikten yaşlılığa nasıl değişimler geçirdiğini izleyip anlatmak zorunda kalmış...

Dini inanç fikrinin bireyin içine işleyen etkisini ve çevresiyle bu konu üzerine etkileşimini düzgünce vermeye çalışmış...

Bir yere ait olma, hayat ve dünya görüşü gibi zorlu konuları bir kişide birleştirerek verebilmiş.

Ki bunları yaparken çağdaş bir yazar olmak zorunda, yahudileri kırmamaya çalışmak zorunda, dinin baskıcı yönünün insanları ne kadar zorladığını anlatmak zorunda, siyasi yakın geçmişi değerlendirmek ve bütün bunların gerçekleştiği coğrafya üzerinde adı geçen her ülkeyi ve milleti anlatıp eleştirirken onları da kırmamak zorunda. Zor iş... ama yazar bazı minik bir iki hoşa gitmeyecek şey dışında kitabı toparlayıp bitirmiş ve ortaya etkileyici bir hayat hikâyesi çıkmış. (Tüm kalbimle, dedesinin görmesini dilerdim)

Arada edebi güzel ayrıntılar da var düşündürücü felsefi şeyler de... Hem tarihi roman gibi hem macera romanı gibi hem hayal hem gerçek gibi okunacak güzel bir kitaptı.

İlk başlarda biraz sıkılıyormuş gibi olsak da Elias’ın hareket etmesiyle birlikte macera başlıyor ve kitap sürükleyici bir dille devam ediyor.

Başka insanların başka dünyalarda başka hayatlar yaşarken dünyayı nasıl gördüğünü anlayabilmek hele hele şöyle bir geçen yüzyılı tekrar üstten hatırlamak adına okunması gereken güzel bir kitap olarak tavsiye ediyorum.