28 Aralık 2010

11’e 10 kala [film]

Yaşlı, sessiz sakin bir adamın apartman dairesine sıkışmış hayatını anlatan bu yerli filmi, akışı yavaş olsa da beğendim...

Kimi yerde benzer şeyleri tekrar etmelerine rağmen bunları karakterlerin kişilik özelliklerini yansıtabilmek için yaptıklarını düşünüyorum. Bu yüzden ufak tefek şeyleri hoşgörüyle karşılayıp filmin tamamını değerlendirmeyi daha uygun buluyorum.

Yaşlı amca, her zaman karşılaştığımız şu “dediğim dedik” aksi tiplerden biri gibi görünse de kendine ait yaşamında önem verdiği hiçbir şey kalmamış, hayatın albenisine kapılmaktan uzak, tek başına yaşayan sıradan bir insandır.

Yalnız... bu amcayı diğer yaşlı aksi amcalardan ayıran bir özelliği vardır o da çöp eve dönmek üzere olan karışıklığın içindeki geniş koleksiyonudur.

Evde adım atacak yer kalmamış, etraf tozdan geçilmiyor (hatta bu toz yoğunluğu amcanın astım olmasına bile neden oluyor) ama amcamız gazetelerin her birinden ikişer adet alıp bir kenara atmaya, eski kitapları toplayıp koleksiyonunu genişletmeye devam ediyor...

Tabii ki apartman sakinleri bu durumdan şikâyetçi olup amcayı zorluyorlar ama amca “nuh deyip peygamber demeyen” tiplerden olduğu için asla koleksiyonundan vazgeçmiyor...

Bir de bu koleksiyonun sadece basılı malzemeden oluşmadığını eski içkiler, torununun oyuncakları gibi farklı parçaları içerdiğini de söylemek lazım...

Yaşlı amca ile komşuları çekişirken yaşlı amcanın düştüğü yalnızlık ve çaresizliği az da olsa anlayabilen kapıcısı ise biraz daha anlayışlıdır.

Bir gece ışıklar sönünce kapıcı dairesine inen amca ile vişne hoşafı :) votka içip radyo dinlemeleri de bu anlayışın sonucu olan bir şey midir yoksa başka şeyler mi var onları da siz filmi görünce karar verirsiniz...

Hayatının her anını dondurup bir şekilde onlara ulaşmaya çalışmak için bazı nesneleri biriktirme hastalığı ile kitapları biriktirip kişisel arşiv oluşturmaya çalışan koleksiyoncu arasında bir yerlerde dolaşan yaşlı amcanın hikâyesi biraz uç noktalardaymış gibi görünse de yine de içimizden birinin (hatta diğerlerini de göz önünde bulundurursak “birilerinin”) böyle gerçekçi bir şekilde aktarılmasını başarılı buldum...

Sonuç olarak;
Rastlarsanız seyredilebilecek kalitede, düşünülen senaryoyu sinemaya başarıyla aktarabilmiş güzel bir yerli film, böyle filmler sayesinde yerli sinemaya olan ümidimizi kaybetmediğimizi söylemek lazım. (Kaliteli ve başarılı bir film ama ölüm ölüm aranıp peşine düşülecek evrensel bir başyapıt olmadığını da belirtmem gerekiyor...)

Kaliteli, insancıl, uluslararası film festivallerine gidebilecek seviyede ( ki bu festivallerden aldığı ödülleri okumak bu yazıdan uzun sürebilir :) ] roman gibi yavaş yavaş olayı veren ve bitince seyredenin içinde hayatın akışına dair bir şeyler bırakan bu filmi görmenizi tavsiye ederim...