13 Aralık 2010

bal [film]

Bal filminin görüntü estetiği çok güzel, sinematografik kadrajı çok iyi, çekim sırasında ve montajındaki teknik yaklaşım başarılı, renk doygunluğu, ışık ve doku kullanımı bağımsız Avrupa filmlerinin çoğundan daha iyi, daha güzel... ama...

Ortada filmi film yapan o özel duyguyu verebilecek güzel bir film yok.

Acımasızca ve haksız yere eleştirmek istemiyorum, ki ben bir sinema eleştirmeni değilim... ama düşündüklerimi de söylemezsem olmaz.

Bir film olarak, gerek oyuncuları gerek yönetmeni için zaten önemli bir iki ödül alıp elde edebileceği başarıyı elde etmiş. Benim söyleyeceklerimle ne bir şey kazanır ne de kaybeder.

Karelidefter okuyucuları burada yayınlanan film eleştirilerinin ne kadar objektif olduğunu ve hiçbir şeyden etkilenmeden, hiçbir maddi çıkar gözetilmeden yazıldığını bilirler. (Yani sinemacılardan dvd, reklam falan alıp da sonra çekinerek yazanlardan değilim)

Herkes çok beğenmiş olabilir, ben beğenmiyorsam yine “beğenmiyorum” derim. Kendime ait bir görüşüm var, başkaları ne der diye düşünüp de çekinerek herkesin söylediğini söyleyemem.

Bir şey iyiyse niye iyi niye kötü onu da söylerim, ki seyreden de neyi görüp nasıl değerlendirmişim anlasın. Çünkü amacım sivrilmek için bir iki ters laf edip de ortalığı karıştırmak değil, nesnel olarak durumu ortaya koymak... Yoksa ben filmlerin ne oyuncularını tanırım ne yönetmenini ne de yapımcısını, hiç kimseyle de bir alıp veremediğim yok. Amaç; daha iyi şeylerin yapılabilmesi için fikir, görüş ve bilgi paylaşımı, hepsi bu...

Eveeet... Gelelim filme.

Karadeniz'de minik çok şirin bir köy. Henüz çat pat okumayı söken minik bir çocuk var ve bunun babası da ormanda ağaçlara tırmanıp karakovan balı toplayan bir adam...

Adam bir gün yine bal toplamaya gidiyor ama başına bir kaza geliyor...

Anne ve çocuk babalarını merak edip beklemeye başlıyorlar...

Filmi seyretmeyi düşünenler için konuyu fazla açıklamak doğru olmaz ama film de zaten bu konunun güzel Karadeniz manzaraları eşliğinde verilmeye çalışılmasından başka bir şey değil.

Verilmeye çalışılması diyorum çünkü yazının en başında saydığım teknik özellikler dışında her şey yanlış ve sinir bozucu...

Filme ödül veren jüri üyeleri için eminim Karadeniz'in doğal güzelliği ve bir iki yerde verilen yerel yaşam tarzına ait görüntüler etkileyici olmuştur.

Fakat yine eminim ki o ödülü veren jüri üyeleri Karadeniz'e giderlerse; filmde yapay olarak yaratılmış bu yanlış dünyanın barındırdığı insanlar yerine gerçek insanlarla karşılaştıklarında epey bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Çünkü böyle bir Karadeniz insanı, böyle bir anne ve böyle bir baba ya da çocuk yok...

Bırakın Karadeniz'i, Türkiye'nin neresinde böyle insanlar var, hangi anne baba birlikte yaşadığı çocuğuna bu kadar uzak ve sessiz olur, Türkiye'de hangi ev hangi okul bu kadar sessiz olur?

Ormanda öten kuşlar arasında tropikal kuş sesleri gibi gelen yapay sesler bir yana, film boyunca zaten az olan diyaloglar fısıltıyla yapılıyor tamam ama bari görüntüsüne bu kadar özendiğiniz filmin ses kaydına da özenseydiniz ya... Eminim ki bu filmi seyredenlerin tamamı filmde duyalamayan ya da anlaşılamayan konuşmalar olduğunu söyleyecektir...

Film, daha önceden aynı yönetmen tarafından çekilen ve geriye doğru kronolojik bir yapısı olan üçlemenin (diğerleri yumurta ve süt) son ayağı ama bunu bilmiyorsak bu filmin ne başı ne de sonu böyle bir şeye işaret ediyor...

Filmde senaryo yukarıda anlattığım konu üzerine odaklanmış ve bu konuyu da çok yavaş bir şekilde veriyor öyle ki aslında filmin tamamı bir dakikaya sığdırılabilecek kadar basit.

“Ağır film, herkesin anlaması zor.” diye yazanlara da bakmayın siz. Ağır film demek konusunun anlaşılması zor demektir, içerik olarak yoğun, yüklü ve çok detaylı, ağır demektir... Ağır ağır hareket eden insanları çekmekle film “ağır film” olmaz... Olsa olsa yavaş film olur. Bunu karıştırmayalım...

Filmdeki yanlışlar hatalar o kadar fazla ki hangi birini söyleyeyim neyi anlatayım bilmiyorum...

İnsanlar arasındaki ilişkiler davranış biçimi olarak gerçeklikle uyuşmuyor, mekânlar normal dışı karanlığa gömülmüş ve bunun gibi birçok şey filmi benim için kötü bir film yapıyor.

Filmin dörtde biri köydeki okulda geçiyor ve çocuğun sınıftaki durumu verilmeye çalışılıyor. Hepimiz okula gittik çocuklarımızın sınıflarına girdik bunların hepsi ilkokul bir çocukları ve altı - yedi yaşında... Allahaşkına dünyada böyle sessiz bir sınıf var mı?

Çocuk, tenefüste sınıfın camından (ikinci kattan) okulun bahçesinde oynayan arkadaşlarına bakıyor, zil çalınca yerine geçip hemen hemen beş- altı adım atarak sırasına oturuyor... ama nasıl oluyorsa iki kat aşağıda oyun oynayan çocukların tamamı bu iki saniye içinde ışınlanıp bahçeden sınıfa giriyorlar...

Çocuklar daha yeni okula başlamışlar, okuma yazma bilmiyorlar. Yan çizgi, düz çizgi, yılan (S) falan çiziyorlar ama öğretmen 75. sayfayı açın diyor. Ne zaman ne okudular da kitabın 75. sayfasına geldiler okuma yazma bilmeyen çocuklar 75’i görüp tanıyorlar mı?

Çocuk çay bahçesinde toplayıcılık yapan annesinin yanından uzun bir yol olduğunu düşündüğümüz bir mesafeyi koşarak eve geliyor. Bir sonraki sahnede kamera içeride çocuğun koşup kapıdan girmesini gösteriyor, çocuk koşup giriyor ama ne bir hızlı nefes alma ne bir göğsünün inip kalkması hiçbir koşma belirtisi yok. Bu sahneyi çekmişsiniz çocuk bilmez ama siz niye yönlendirmiyorsunuz şöyle yap falan diye...

Annesi çocuğun anneannesini (ya da babaannesi) çağırıyor kadın çocuğunu bu yaşlı kadınla gönderiyor ve güya bu yaşlı kadın uzakta oturuyor (çünkü çocuğu görünce “Oooo sen ne kadar da büyümüşsün.” diyor yani uzun süre görüşmemişler çünkü uzakta oturuyor aynı köyün içinde değil yoksa niye torununu bu kadar uzun süre görmesin? Araları bozuk olduğu için desek annesi niye kalması için çocuğunu gönderecek kadar yakın bulsun?) Neyse işte... Anlıyoruz ki bu kadın çocuğu her gün göremeyecek kadar uzakta oturuyor ve çocuğu yanına alıp götürüyor.

Fakat bir bakıyoruz ki sonraki sahnede annesi çocuğu gönderdiği kadının yanına gelmiş ve çocukla birlikte yayladaki şenlikte bir aradalar... Ya madem öyle kendin de gideceksin ne diye çocuğu kadınla tek başına gönderiyorsun?

iyi kötü normal her şeye karşı bir acayip davranış şekli, bir normal dışı davranış bir sessizliktir ki sormayın gitsin bunlar çok yapay ve gerçek dışı görünüyor...

Hele hele çevredeki insanlarda hafif şekilde de olsa belli olan Karadeniz şivesi aileye hiç uğramamış :) bütün aile TRT spikeri gibi konuşuyor....
Daha neler neler...
Neler neler...
Say say bitmez...
Köyde toplanan kadınların yine mükemmel bir türkçeyle dini metinler dinlemesini mi söyleyeyim, sara krizi geçiren adama kaç metre öteden küçücük çocuk elleriyle su getirip yüzüne sürünce adamın iyileşmesini mi, çocuğun yere düşüp kriz geçiren babasını görünce hiç ama hiç telaşlanmamasını mı söyleyeyim bilemiyorum.... Bunlar gibi bir sürü mantık dışı şey ince ayrıntılara dikkat etmeden yapılan sahneler vs. vs.

Uzun lafın kısası ben çok hata gördüm ve filmin hiç de abartıldığı gibi güzel bir film olduğunu düşünmüyorum. Seyrederken sıkıntıdan patladım hiç kimseye de tavsiye etmem mümkün değil...

Duygusal olması gereken bir konu, bu kadar güzel bir yerde olmasına rağmen niye böyle zombiler köyü gibi bir havayla, ruhları çıkarılmış insanlar arasında geçen korku filmi gibi çekilmiş anlamak mümkün değil...

Zamanınıza yazık... Ama sevmediğiniz biri varsa ve sizden nefret etmesini istiyorsanız o zaman bu filmi bulup ona hediye edin... İnanın bir daha sizi ne arar ne sorar...