25 Ocak 2010

Gani Müjde - isim şehir hayvan bitki

Çocukken defterin ortasından bir yaprak yırtıp oynadığımız “isim, şehir” oyununu herkes bilir...

Gani Müjde de “Öküz Dergisi”nde uzun bir süre bu oyuna benzer bir tarzda küçük notlardan oluşan yazılar yayınlamıştı. İşte o yazılardan toparlanıp kitap haline getirelen “isim şehir hayvan bitki”yi okudum bir çırpıda...

Gani Müjde, mizah dünyasının ünlü (ve bu ünü hak eden) isimlerinden biri hepimizin bildiği gibi...

Yaratıcılığıyla, duygusallığıyla, kültürel zenginliğiyle okuyucuyu doyurup mizahtan zevk almasını sağlayan yazar;

bu kitabında da her harf için aynen çocukken oynadığımız oyundaki gibi bir şehir, bir hayvan vs. o harf neyi çağrıştırıyorsa eski günlerden, anılardan, hayattan aklına ne geliyorsa onları yazmış ama asla o oyunlardaki kadar basit değil tabii ki...

Aralarda öylesine güzel ayrıntılar, minik hikâyecikler, unutulmaz isimler ve şimdi unuttuğumuz ama bir zamanlar gündelik hayatımızın parçası olmuş şeyler var ki kitabı okuyup bitirdiğinizde eski bir dostunuza rastlayıp çok güzel bir sohbet etmişsiniz gibi bir etki bırakıyor...

İşte kitaptan aklımda kalan çok minik ama çok güzel bir bölüm:

Ferhan Şensoy anlatmış.

Kıymeti bilinememiş çok iyi bir oyuncu olan (benim de çok sevdiğim “Kardeşim benim” filmi sayesinde hayranı olduğum) Özcan Özgür’le Ferhan Şensoy turnedeymiş...

Gece, kaldıkları otele dönmüşler, odalarına gelince Özcan Özgür cebinden bir kutu kibrit çıkarıp sağa sola serpmeye başlamış :) Ferhan abi de “Ne oluyor?” diye Özcan Özgür’e sormuş...

Özcan Özgür de “Ben sarhoş olunca çok sigara içerim, sarhoşken sigara içeceğim zaman da elimi attığım yerde kibrit olmalı” diye cevap vermiş :)

İşte böyle sıcak güzel ve farklı yüzlerce minik ayrıntıyla bezeli bir kitap “isim , şehir, hayvan, bitki.”

Ayrıca 197 sayfalık bir kitap için gerçekten 2 lira gibi de komik bir fiyatı var, hatta internetten 140 kuruşa aylık taksitlerle bile satın alabilirsiniz :)

Ben okudum beğendim sizin de beğeneceğinizi düşünüyorum...

Eline sağlık Gani kardeşim.

Superbus - Lova Lova

5 kişiden kurulu Power pop grupu Superbus’ın Fransız solisti Jennifer Ayache sesiyle gerçekten uyumlu bir vokal yakalamış... (Parçalarda arada Fransızca söylediği bölümler de albüme çok değişik bir hava katmış...)

Her ne kadar kendilerini Free pop tanımlamasıyla serbest stilde bir yere oturtsalar da yine de gitarlarıyla (hafiften de olsa) bir pop-rock ve klavyeleriyle de synth-pop’a yaklaştıkları anlar yok değil...

80’lerin melodik yapısıyla günümüzün pop stil ritmlerini çok güzel birleştiren grup, pop müzik sevenlerin hiç sıkılmadan dinleyebilecekleri kaliteli bir albüm yapmış...

[Grubun ismi olan “Superbus” ise benim tahmin ettiğim gibi süper otobüs değilmiş :) grubun solisti Jennifer Ayache bizzat Latince sözlükten bulmuş ve “gurur” anlamına geliyormuş...

Grup; 2006 yılında MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde “En hızlı yükselen Fransız müzik grubu” ödülüyle birlikte 2008’de de NRJ “En iyi Fransız müzik grubu” ödülünü almış.

Daha önce
Aéromusical,
Pop’n’gum,
Wow
isimli albümleri çıkaran Superbus’ın Lova Lova albümünü pop müzik dinleyen herkesin beğeneceğini düşünüyorum...

Lova Lova albümünden benim favorilerim:

Gogo Dance Show
Just like the old days
Call girl
London town
Lova Lova
Addictions

Grubun
facebook sayfası
http://www.facebook.com/superbusmusic

resmi internet sitesi
http://superbus.artiste.universalmusic.fr/

wiki sayfası
http://en.wikipedia.org/wiki/Superbus_%28band%29

youtube'taki diğer videoları
http://www.youtube.com/results?search_query=superbus&search_type=&aq=f

myspace sayfası
http://www.myspace.com/superbusmusic

04 Ocak 2010

The box - kutu [film]

Beğenmediğim bir film olan Donnie Darco'nun yönetmeni Richard Kelly'nin yaptığı bu film önce biraz ağır başlıyor sonra biraz açılıyor ama senaryo dağılınca filmin ortasından sonra işler zor toparlanıyor ve vurucu olmayan sıradan bir sonla da bitiyor... (kafadan yatırdım filmi :) )

Günün birinde biri kapınızın önüne bir kutu koyuyor ve daha sonradan sizi arayacağını söylüyor...

Kutunun üzerinde bir düğme var eğer bu düğmeye basarsanız 1 milyon dolar gibi astronomik bir para kazanıyorsunuz fakat siz düğmeye bastığınız anda da dünyanın başka bir yerinde hiç tanımadığınız bir insan ölüyor...

[Anlaşma denilebilirse anlaşma bu (ki anlaşmayı teklif edenler tarafından bu anlaşmanın bozulduğunu da göreceğiz.)]

ve tabii ki filmin başlaması için konunun kahramanı olan çocuklu çift düğmeye basıyor... (Anında para geliyor ama dertler de başlıyor...)

Adam ve diğer şekilde bu işe bulaşanlar niyeyse hep NASA çalışanları ya da yakınları vs. ve bütün bunları takip eden, gelip giderek gizemli konuşmalar yapan adam da meğerse uzaylılarla temas halinde biriymiş. (yıldırım çarpınca nasıl oluyorsa uzaylılarla bağlantıya geçmiş.)

Uzaylılar insanların açgözlülüğünü göstermek için mi, denemek için mi, test etmek için mi böyle bir şeyi yapıyor?

Yapsa ne olur yapmasa ne olur?

Bütün dünyadaki insanlar aynı şekilde masum ve iyi kalpli olabilir mi, böyle bir şey insanın doğasına ve günümüz dünyasına uyar mı uymaz mı?

Her şeye eyvallah desek bile çocukların günahı ne?

...gibi bir sürü soruyu esgeçip saçma sapan bir mantıkla yapılmış “Alacakaranlık kuşağı” havası verilmeye çalışılmış garip bir film... (Hazzetmedim açıkçası :) )

Baştan filmin konusu ilginç gibi gelse de sakin akışı kimi yerde yükselse de yine de pek başarılı değil...

Kurgu uçmuş dağılmış, gereksiz ayrıntılar, açıklanmayan detaylar vs ile süreklilik ve mantık izleği film boyunca oynayıp duruyor...

70'li yılların garip donuk havası filme de bulaşmış gibi soğuk bir yapım vesselam...
(Dekor ve kostüm olarak arabalardan trafik levhalarına, NASA'nın içinden diğer ayrıntılara kadar birçok şey dönemini çok güzel yansıtacak şekilde yapılmış, bu açıdan oldukça başarılı. Kendimi çocukken TRT'de yabancı dizi seyrediyormuş gibi hissettim :)

Seyrettim beğenmedim ama seyrederken çok da sıkılmadım o da ayrı... fakat tavsiyem boş yere vakit kaybetmemeniz yönünde... Bu film yerine, internette NASA'nın kuruluş amacı ve bugüne kadar "dünya üzerinde yaptığı" deneyleri araştırın çok daha faydalı ve ilginç bilgiler edindiğiniz bir 1,5 saat geçirmiş olursunuz :)

Bir sürü mantık hatası ve sonuçsuz bir hikâye için zaman kaybetmeye değmez, filmi sizlere de tavsiye etmiyorum...

high noon [film]

Tam 57 yıllık bir kovboy filmi...

Ama bu filmde o zamanlar için kovboy filmlerinin alışıldık kahraman tiplemelerinin dışında özel ve gerçekçi bir karakterle karşı karşıyayız; Şerif Kane...

Şerif Kane, evlendiği gün yıldız’ını bırakıp (eşiyle birlikte yeni bir hayat kurmak için) kasabadan ayrılacaktır ama aynı gün (nikâhın kıyıldığı saatlerde) aldığı bir haber bütün planları altüst eder;

Daha önceden kasabayı haraca kesip her türlü kanun dışı işle uğraşan (ve idama mahkum olmuş) kötü adam (Miller) affedilip serbest bırakılmıştır...

(O andan itibaren kasaba halkı da Miller’ın gelip kendisini tutuklayan şerif Kane’den intikam alacağını öğrenmiş bulunmaktadır...)

Şerifin nikâhına katılan kasabanın ileri gelenleri eşini alıp gitmesi için şerifi uyarırlar ama şerif, yıldızını teslim ettiği halde kalıp hesaplaşmanın daha doğru olacağını düşünmektedir...

Ve bundan sonra şerifin kasabadaki son ama hayati görevi için yaşayacağı macera da başlar...

Film, olağanüstü harika bir film değil ama yapıldığı yıl için anlatımı “kovboy filmlerindeki kahramanların da insan olduğunu onların da korku ve endişeleri olabileceğini” göstermesi açısından farklı bir gerçekçilik içerdiği için ilginç bir yapım...

(filmin diğer bir ilginç yanı da konuyla birlikte filmin akışının eş zamanlı olması, yani gerçekte orada [kurgu olarak] ne oluyorsa ve ne kadarlık bir sürede oluyorsa bu olay örgüsü filmde de aynı sürede gerçekleşiyor. Yani olaylar 12.00’de başlayıp 13.30’da [birbuçuk saatlik bir sürede] bitiyorsa film de eş zamanlı olarak birbuçuk saat sürüyor.)

Şerifin, yasadışı işlerle uğraşan Miller’ı zamanında saf dışı bırakarak kasabaya huzur getirmesine rağmen bütün kasaba halkının kendisini yalnız bırakması, aslında biraz da toplum için gerçekten mücadele eden insanların içinde bulunduğu tekbaşınalığı vurguluyor.

Arşivlik ve herkese önerilecek muhteşem bir film değil ama Pazar sabahları TRT’de kovboy filmleri seyretmiş bir kuşaktansanız :) imdb’en iyi filmler listesinde tüm filmler içinde 127. sırada bulunan Oscar ödüllü bu filmi beğeneceksiniz...

Açık saçık sahneleri olmadığı için ailenizle birlikte de seyredebilirsiniz...