08 Şubat 2011

Hollywood - Charles Bukowski

İşte bir kez daha Bukowski’yle birlikteyiz...

Bol ve en seviyesizinden küfürlü cümlelerden asla vazgeçmeyen küfürbaz bir adam...

En kızgın olduğu anda her şeyi bırakıp gidenlere özgü boşvermişliğiyle, içki bağımlılığından başka kötü bir yanı yokmuş gibi hayatın kenarına ilişip orada kalmış bir kişilik...

Anlayacağınız, Bukowski’nin diğer romanlarında da karşılaştığımız “Henry Chinaski” karakteri yine sahnede...

Bu özelliklerine rağmen hayata ve insanlara karşı merakını izleyici olarak sürdüren, yazmak için sadece bir daktiloyla bolca alkole ihtiyaç duyan Bukowski karakteri... (Bukowski’nin romanlarındaki kendi yansıması, hatta kendisi.)

Meşhur Bar kelebeği (Barfly) filminin çekim öncesi senaryo çalışmalarıyla başlayan kitap, çekim sırası ve sonrası olan biteni bu filmin gerçekten de senaristi olan Bukowski’nin bakış açısından yarı otobiyografik bir şekilde anlatıyor.

Kitaptaki yazar karakteri, yaşlanıp kenara çekilmiş ve artık çok sakin bir ayyaştır.
Sıradışı çevresinden biri, bu yazardan bir senaryo ister.

Yazar buna pek istekli değildir, şiir yazıp içki içerek günlerini kenar bir mahallede sessiz sakin geçirmek istiyordur ama bir filmin çekimi için gereken tüm o karışık işler ve ilişkiler öylesine alavere dalavere içermektedir ki bir şekilde yaşlı ayyaş kendini film işinin içinde buluverir.

Sonuçta bu filmin çekilmesi için çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkiler ilerler ve senaryo yazılır biter.

Sonrasında çalışmalar "film çekimleri öncesi çıkan aksiliklerle" devam etse de film bir şekilde çekilir, montajlanır ve gösterime girer.

Yazar, artık biraz daha tanınan ve bilinen biri olarak elinde bardaklar kokteyllere galalara gitmeye başlar ve bütün bu yaşadıklarını anlatacağı bir roman yazmaya karar verdiğini söyleyerek kitabı bitirir.

(Sıkılarak okuduğum kitabın ddebi açıdan pek kayda değer bir eser olduğu söylemem çok zor. )

Neredeyse her cümlesi küfürle dolu kitabı okurken bir yerden sonra sıkılıyorsunuz ama Bukowski her şeye rağmen Amerika’yı, göçmenlerin zencilerin ve diğer kenara atılmış insanların hayatlarını ve Hollywood’un arka planında dönen numaraları bir şekilde aralarda verebilmeyi de başarmış.

Benim için kitabın en önemli özelliği ise "alkolik yazar karakteri"nin görünmeyen özelliklerinin anlatılan normal şeylerle verilebilmesi oldu.

Her şeyden vazgeçmiş, dünyayı umursamayan, diğer herkesi belli bir görüş açısıyla değerlendirmekten geri durmayan ayyaş ihtiyarın başına gelenleri okudukça her şey çok sıradan ve olması gerektiği gibi ilerliyor diye düşünüyoruz ama aslında yazar bu boşvermişliğin arkasında yatan bir çekingenlik ve korku olduğunu da görmemizi istiyor.

Çünkü yazarlara değer verilmez, onlar çok para getiren çok önemli insanlar değildir, saygı duyuluyor olabilir ama iş dünyası sadece bir anlık çıkarı için yazarla bir araya gelir ve işi bitince bir kenara atar. Size kalan sadece tanımadığınız insanlardan bir iki selamdır o kadar...

Tabii yazar burada vermeye çalıştığı kişilik özellikleri içinde kendisini tarif ederken bütün bu korku ve çekingenliğin kaynağında gizli bir şüphe olduğunu az da olsa hissettirir. Çünkü “çektiği yokluk günlerinin bir şekilde bittiğine” bir türlü inanamamaktadır.

Kendisinden bir şeyler talep ediliyordur, arabalarla evinden alınıp çekimlere iş görüşmelerine götürülüp fikri soruluyordur, içkiler yemekler ısmarlanıp üzerine para bile veriliyordur ama o bunlara öylesine yabancıdır ki elde ettiği şeyin her an biteceğini düşünüp sevinmeye bile korkmaktadır.

Böyle şeyler, kendisi gibi tipler için gelip geçici ve çok kısa süreli durumlardır. Çünkü sistem, böyle tipleri sadece bir süreliğine o da sistemin kendi yararı için maddi çıkar elde etme amacıyla kullanır, o kadar...

Bu durumda yazarın yapabileceği en mantıklı şey; bunlar bitene kadar hiç değilse kısa süreli de olsa fırsat bu fırsattır diyerek keyfini sürmeye çalışmaktır...

Bukowski’nin bu romanda anlattığı şey film sırasında başına gelen gerçek olayların yeniden düşünülüp yazılmasından başka bir şey değildir aslında...

Madonna’dan Mickey Rourke’a, Tom Jones’tan Coppola’ya kadar bir sürü ünlünün takma isimle yer aldığı “Anahtarlı roman” pek fazla ilgi çekici özelliğe sahip olmasa da Bukowski hayranlarını memnun edebilir. Fakat ben size tavsiye etmeyeceğim çünkü okunmasa da olur bir kitap, bir şey kaybetmezsiniz. Buna gelene kadar okunacak o kadar çok şey var ki...

Kitap Parantez Yayınları’ndan çıkmış. 191 sayfa ve 12 TL.