03 Mart 2011

Acı gülüş - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi’nin, orijinal ismi “Tebessüm-i Elem” olan "Acı gülüş" romanını da (diğerleri kadar heyecanla olmasa da) diğer eserleri gibi beğenerek okudum.

Yazar bu eserinde dönemin moda kültürü içinde bulunan determinist felsefeyi (Nedenselcilik/kadercilik) iyi kötü yanlarıyla farklı görüş sahiplerinin bakış açısıyla ele alıp uzunca bir hikâyenin içine yedirip roman haline getirmiş.

Bu eserinde mizaha hemen hemen hiç yer vermeyen yazar;

bir aşkı, modern iki genç insanın (ve çevresindekilerin) hayat çizgileri üzerinde takip ederken romanının kahramanlarıyla da aşk, evlilik, kadın erkek ilişkileri, dünya düzeni, kadercilik gibi felsefi görüşlerini aktarmış.

Romanın ana hatları çok belirgin ve basit; çağına göre bir hayli modern fikirli, batılı kültüre yakın hayat görüşüne sahip iki genç birbirlerini severek evlenirler.

Önce mutludurlar ama hemen hemen her evlilikte olduğu gibi yavaş yavaş bu çiftin (Ragıbe ve Kenan) aşkları da ilk günlerdeki parıltısını kaybetmeye başlar.

Kenan Bey değişik heyecanlar aramak üzere pek edebli sayılmayacak yerlere gitmeye başlamıştır ama bir gün gittiği bu evlerden biri basılır ve apar topar karakola götürülünce eşi Ragıbe Hanım durumu öğrenir.

Kadınlığın büyüklüğünden olsa gerek Ragıbe Hanım büyük bir aşkla bağlı olduğu kocası Kenan Bey’i affeder ama Kenan Bey kalbini, gittiği kötü evde çalışan bir kadına fena kaptırmıştır.

Çift, ayrılır... Kenan Bey kendine yeni bir hayat kurar ama bu sefer de kendisi aynı şekilde aldatılır. Çünkü sevdiği kadının da bir dostu vardır ve tek amaçları (Aynen zamanında kendisinin de kayınvalidesi ve eşine yaptığı gibi) Kenan’ın paralarını alıp gizli aşklarını yaşamaktır.

Zamanla bütün bunlar ve diğer karmaşık işler tek tek açığa çıkar, büyük tartışmalar kavgalar olur ve herkes kendi yoluna gider.

Romanın açılış bölümünde; roman öncesi bu olaylar buraya kadar nasıl geldi diye “Kenan’ın kötü evde basılmasına kadar olan konu” özenle dönemin mahalleli tipleri ile ayrıntılarıyla anlatılır.

Daha sonra ikinci bölümde Kenan ve Ragıbe’nin aşkına geçilir.

Romanın ortasından itibaren evlilik ve yasak aşk ilişkisi süregiderken romanın son bölümü Kenan’ın gizli aşkına ayrı bir ev açıp açık bir şekilde kötü nam salmış bir kadınla yaşaması ve eşinin boşanma isteğiyle devam eder.

Kenan bütün bunları yaşayıp meczup gibi İstanbul’u dolaşmaya başlar ve hem kendi hem de romanın sonunu hazırlar...

Roman, tam anlamıyla “İbret vermek için” yapılmış (Türk filmlerinin ilk özgün senaryosu sayılabilecek kadar) öğretici ve yönlendirici temalarla doluydu.

Tekrar başa dönen olaylarıyla ve (kimi zaman yazarın araya girip anlatıcı pozisyonunda açıktan açığa kişisel fikirlerini karakterlere yedirmesiyle) birçok bölümüyle sıkıcı bulsam da yine de kitabı okuduğuma pişman olmadım.

O zamanlardaki dünya görüşünü, insanları, ülkeyi, yaşam tarzını ve hayatın genel akışını bu roman sayesinde bir an için de olsa gözümde canlandırabilen bu eseri edebiyat meraklılarına sadece yazarın tarzını görebilmek için bile olsa tavsiye ediyorum.

Ama eğer yaşınız 20’nin altındaysa ve okuyacağınız ilk yerli roman da bu olacaksa kitabı bir yere ayırıp başka bir esere yönelmeniz daha iyi olabilir.

Meraklısının, “zamanın ötesinden bir tutam aşk felsefesi”ni ve içinde bulacağı “küçük çaplı maceralar”ı beğeneceğini tahmin ediyorum.