08 Mart 2011

Black swan... [film]

Oscar’lı "Siyah kuğu" filmini beğenerek izledim...

Film, bir bale sanatçısının kendisini rolüne kaptırıp iyice o roldeki kişilikle bütünleşmesini, bunun için aklını kaybedecek kadar kendisini işine vermesi gerektiğini vurgulayan ana fikriyle, bugüne kadar sinemada sıkça rastladığımız benzeri “rol gereği bölünmüş kişilikli sanatçı” kompozisyonu başarıyla çiziyor.

Sinema açısından; çekimler, kadraj, renk doygunluğu ve doku, ışık, ses, sahne seçimi vs. gibi hem teknik hem estetik olarak çok kaliteli bir film ama içeriğine gelecek olursak bir sanatçının bunalımlı bir evresi o kadar bilindik bir şey ki filmin sonunda ne olacağını daha en başından (özellikle seyirciyi başka şeylere yöneltmeye çalışmalarına rağmen) anlayabiliyorsunuz.

Baleye çok uzak olan bizim gibi ülkelerde “Bale” kelimesi sanat denilince akla ilk gelen şeylerden biri olsa da böyle basitçe üstten geçilmiş bir filmdeki ayrıntılar bile büyük önem kazanıyor.

Ama filmin ana konusu aslında tiyatro oyuncusu için ya da bir sinema yıldızı için de aynı şekilde uyarlanabilirdi. Bu açıdan bakınca her ne kadar film baleyle başlayıp baleyle bitse de bale aslında arka plandaki bir ayrıntı.

Esas olan şey, bir oyuncunun canlandıracağı karakteri mükemmel şekilde yansıtabilmesi için aklını oynatacak kadar rolündeki kişiliğe bürünmesi... Film de bunu çok büyük bir başarıyla yaparak kendi üzerine düşen mükemmelliği sinemada yakalamış...

Tabii ki filmde keşke olmasaydı dediğim şeyleri göz ardı etmek şartıyla...

Natilea Portman mükemmel bir oyunculuk çıkarmış. O yaşlarda, öyle bir ortamda, o konumda bulunan bir kadının ruh halini filme Oscar kazandıracak kadar başarıyla canlandırmış ben de ayakta alkışlıyorum. Ama....

Keşke senaryoda seyirciyi gerilim için hazırlayıp yönlendiren “etlerini yolma, tırnaklarını derisini sökme vs." gibi zorlama küçük şiddet sahneleri olmasaydı...

(Keşke soğuk suratlı ve sert mizaçlı bir annenin geçmişte bu kıza neler yaptığını düşünmemize neden olacak gereksiz yönlendirme ve saptırmalar hiç yer almasaydı...)

Keşke içki içilen gece aşırı cinsel yüklü görüntülerle kadın kadına sevişme sahneleri ve diğer cinsel içerik filmde hiç yer almasaydı... buraya kadar büyük bir gizemle devam eden film bu sahnelerden sonra basit bir televizyon gerilim filmi izlenimi bırakmaya başlıyor.

Uyuşturucu, içki, şiddet, cinayet, bıçaklama, kavga, cinsel sapkınlık, taciz vs. gibi konuya ancak ikinci üçüncü dereceden bağlı şeylerin bu kadar ayrıntılı bir şekilde verilmesine bence (kadının hayalinde olanlar dahil) hiç gerek yoktu...

Biz seyirci olarak, balerinin içinde bulunduğu durumu, yaşadığı gerilimi zaten anladık, daha da gözümüze sokup en ince ayrıntılarıyla kendini ifade etmesine hiç gerek yoktu....

Keşke bunlar hiç olmasaydı o zaman benim için gerçekten bir başyapıt olurdu...

Sonuç olarak;

Sinema açısından teknik, estetik ve oyunculuk olarak mükemmel bir yapım ama içerik olarak anlattığı hikâye fazla bilindik olduğu için ne yazık ki bu mükemmelliyet içinde biraz geri planda kalmış.

Bu şekilde değerlendirecek olursam; ruhunu vuran, afallatan, şaşırtıp gece yarısı uykunu kaçıran bir konu yerine filmden sonra sahne tasarımları ve çekimleriyle oyunculuğun konuşulacağı bir filmdi. Eh, işte çağımızda her şeyi bir arada bulmak o kadar kolay değil, bu yüzden de yine de çok iyi bir filmdi diye tavsiye etmekten de kaçınmam mümkün değil...

Arşivde bulunması gerekecek kadar kaliteli bu filmi seyretmenizi kesinlikle tavsiye ediyorum ama aile ortamında ya da çocuklarla seyredilecemeyecek sahneleri olduğunu özellikle belirtmeliyim.