30 Mart 2011

C'est pas moi, je le jure! [film]

1968 yazının başında Amerika'da geçen filmde, şehir dışındaki sıradan bir semtte çocukluğunu geçiren Leon'un sıkıntılı dönemine daha doğrusu ruhuna bakıyoruz...

Pek özel bir durumu olmayan evliliğinden ve evdeki kavgalardan bıkan annesi kendilerini terk edince Leon iyice sorunlu bir psikoloji içine girmeye başlar...

Çocuklara karşı fazla ilgisi bulunmayan Leon'un babası durumu idare etmeye çalışmaktadır ama Leon'un sorunlarının temeli çok önceye, annesiyle babasının şiddetli kavgalarına kadar gitmektedir...

Leon, önce salıncağın ipiyle kendini asıp küçük bir intihar girişiminde bulunur, yaşlı komşu kadının evine yumurta atıp rahatsız eder sonra tatildeki komşularının boş evine girip evdeki bütün eşyalara zarar vererek
ileride "suçlu" olabilecek bir sabıkalı potansiyelini gösterir...

Anneleri kendilerini terk ettiğinden beri anlaşabildiği ve (onu da babası terk etmiş olduğu için) en yakın bulduğu kişi olan kız arkadaşıyla bir kaçış planı hazırlarlar...

Leon sorunlu hayatından annesinin yanına kaçmak için büyük bir cesaretle ve çocuksu hayallerle yola çıkar ama kız arkadaşının bu yolculuğa çıkma amacı başkadır...

[Her zaman olduğu gibi filmin devamını, seyredecek olanların seyir zevkini bozmamak için anlatmamam gerekiyor ama film hakkında konuşmaya devam etmemde bir sakınca yok...]

Leon rolüyle Antoine L'Écuyer, ilk filmi olmasına rağmen yaşından beklenmeyecek kadar profesyonel bir oyunculuk sergileyerek on yaşındaki erkek çocuğunun ailesi dağıldığındaki ruh halini mükemmel ve bir o kadar da doğal şekilde canlandırmış...

Leon, filmi öylesine alıp götürüyor ki hissettirdikleri ve düşündürdükleriyle gerçek bir olayı izliyormuş gibi başıma ağrılar girmesine neden oluyor...

Babası gidince amcasının insafına kalıp şiddet gören kız çocuğu, sorunlu bir evliliğin kurbanı olan filmimizin küçük kahramanı ve iyi kalpli abisi aslında filmdeki ana fikir olan çocuklar için ailenin öneminine dikkat çekerken bir de farklı ve çok özel bir yorum getiriyor:

Evliliği yürümeyen ailelerin çocukları (tam da en çok ilgiye ihtiyaç duyduğu yaşlarda) kaldıramayacağı psikolojik sorunlarla karşılaşınca bütün kişiliği etkilenir...

Ama, anlaşamayan çiftlerin, dağılan ailelerin tüm sorumluğunu sadece aileyi terk eden tarafa yüklemek yanlış olur.

Çünkü; terk edilen tarafın (anne ya da baba) bütün bu olacakları öngörüp evlilik içindeki ilişkide yaşanan sorunları devam ettirerek “karşısındakine kaçıp gitmekten başka yapacak bir seçenek bırakmaması” onu da (sonuçta böyle bir şeye sebebiyet verdiği için) terk eden taraf kadar sorumlu yapar.

Film, evrensel bir yarayı nedenleriyle gösterirken örnek olarak hem kız hem erkek çocuğunu, hem psikolojik hem de fiziksel şiddeti yansıtıyor.

Terk eden taraf için de “bir aileden anne”, “diğerinden baba”nın yokluğunda oluşan sorunlar başarılı şekilde verilmiş...

Ve aslında filmin ismindeki (çocuklardan duymaya alışık olduğumuz) "Ben yapmadım!" ibaresine de gönderme yapılarak;

“Ne kadar fedakarım, esas suçlu terk edip giden. Bunlardan ben sorumlu değilim.” diyerek (kendinizi haksızlığa uğrayan taraf olarak gösterip) ayrılıklar yüzünden çocuklarda oluşan travmalarda payınız olmadığını düşünerek kendinizi temize çıkarmaya çalışıp "Ben yapmadım!" demeyin denmek de istenmiş...

Sonuç olarak;
Kaliteli sinema diliyle ve gerçekçi yaklaşımıyla aile içi sorunların çocukların ruhlarında yarattığı tahribatı tüm açıklığıyla veren filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.

Bir çocuğun ruhunda olup bitenleri “dışarıdan izleyerek” çözmemiz yerine dosdoğru çocuğun ruhundan gelen tepkilere dikkat çeken bol ödüllü film, çocuk ruhunu daha iyi anlamamızı sağladığı için izlenmeyi hakediyor.

Not: Filmin İngilizce ismi "It's Not Me, I Swear!" Türkçe ismi ise "Ben yapmadım, Yemin ederim." olarak bire bir anlamıyla çevrilmiş.