08 Mart 2011

Social network [film]

Mark Zuckerberg Harward’ın sınırlarını zorlayan zeki bir öğrencidir.

Bilgisayar programcılığı ve internet üzerine hiç durmadan çeşitli fikirler üretip bunları hayata geçirmeye çalışan Mark (aklındakileri uyguladığı küçük örneklerin dışında) bir gün üniversitenin bilgisayar ağını çökertecek kadar trafiği yüksek bir site tasarlar.

Bir iki küçük cezayla savuşturduğu bu işi arkadaşları arasında tepki görmüş olsa da “okuldakilerin internet sayfası üzerinden sosyal bir ağ içinde buluşması” için çalışma yapan başka bir grubun dikkatini çeker.

Facebook’un çok ilkel bir haline benzeyen, kapalı bir sistem içinde arkadaşların birbirleriyle haberleşmeleri üzerine kurulacak olan site fikri için bu grup Mark’ı arar bulur ve kendisine iş teklif eder.

Mark bu teklifi kabul eder ama fikri geliştirip kendisi için uygular.

Karşısındakileri oyalayıp atlatan ve sonradan anlaşmayı bozan Mark’ın internet sitesi gittikçe popüler olur ve okuldan okula yayılmaya başlayarak üye sayısını her geçen gün arttırır.

Teknik zorunlulukları karşılamak için gereken maddi desteği karşılayan arkadaşıyla ortak olur, yanına Napster’ı kuran girişimciyi de alarak kariyerine devam eder. ve tabii ki artık büyük paralar kazanmaya da başlarlar.

Fakat, elde ettikleri başarıdan dolayı kendisine ilk olarak iş teklif eden grup Mark’ı dava eder...

Daha sonradan gerçekleşmiş olan bu özel davanın duruşmasından parçaları hikâyenin başlangıcına götürerek açılan flashback’lerle film hem geçmişi hem günümüzü aynı anda seyirciye gösterirken güzel bir hız yakalıyor.

[ Bilgisayarlardan, internetten, yazılımlardan ve kodlardan bahseden film böyle teknik bir konuyu başka bir şey olsa çok zor anlatırdı ama işin diğer tarafında (hemen hemen herkesin bir hesabı olan) meşhur sosyal paylaşım ağı “Facebook” olunca sanırım seyirciler biraz daha dikkat kesilip anlamak için kendilerini zorlamışlardır. Bu da filmin "artı" hanesine yazılacak olumlu bir şeydi bence. ]

Konu olarak sadece bir öğrencinin aklındaki bir fikirden yola çıkıp dünyanın en büyük internet sitesini oluşturmasının hikâyesi anlatılıyormuş gibi dursa da girişimciliğin ve buluş yapıp bunu hayata geçiren insanların hangi yollardan geçtiğini göstermesi açısından da çağımıza özgü ilginç bir filmdi.

Dünyanın en büyük “Sosyal iletişim ağı”nın kurucusunun bu fikrini yaratmasının altında ise "kendisinin antisosyal bir tip olması" gerçeği film tarafından çok iyi yansıtılmış. 

Paradan ve hayatın tadını çıkarmaktan başka bir şey düşünmeyen girişimciyi zamanında (Napster'ın yaratıcısı olduğu için) ilah olarak gören Mark, çok hassas bir soru yöneltir;
"o kızı hâlâ düşünüyor musun?" cevap "Hayır."dır.  

Evet, bir zamanlar ilişkisi bitince boşluğa düşüp kendini hayata kapatarak mp3 paylaşım ortamı Napster'ı kurmuştur ama artık o kızı hatırlamıyordur, fakat Mark öyle değildir. 

Bu ayrım, duygu ve vicdan bakımından birbirlerinden çok farklı olduklarını gösteren büyük bir ipucudur ama Mark o anda bunu göremez ve en yakın arkadaşını da karşısına alır... Bu tip ayrıntılar güzel yansıtılmıştı o bakımdan filmin ayrıntıları işlemesini beğendim.

Keşke; her türlü imkâna sahip olan zengin öğrencilerin önüne gelenle yatıp kokain kullandığı içkili partilerin ayrıntılarını göstermeselermiş. Facebook sitesiyle ilgili bir film olduğunu duyan küçükler bunları seyredip kötü örnek alabilir ya da en azından özenebilirler...

Sonuç olarak;

Konu bakımından ilginç, işleniş ve senaryo olarak kaliteli, içerik olarak normal bir filmdi... Baştan sarınca sonuna kadar götürüyor, bitince “eh işte” diyorsunuz ama seyrettiğinize pişman da olmazsınız. Orta kalitenin üzerindeki bu filmi rastlarsanız seyretmenizi tavsiye ederim ama küçük çocuklara uygun olmayan sahneleri bulunduğunu da hatırlatmam lazım.