13 Nisan 2011

Beş vakit... [film]

Bol ödüllü bu filmi seyretmek için uzun zamandır fırsat kolluyordum, geçen akşam oturduk seyrettik.

Tahmin ettiğimden daha kaliteli bir görüntü yönetmenliğiyle beni şaşırtmadı desem yalan olur, resmen sanat eseri gibi sahnelerle dolu filmi izlemek büyük bir zevk.

Kadraj içinde güzel görünsünler, etkileyici olsun diye bazı sahnelerde oyuncuları öylesine bir yerleştirmişler ki etkilenmemek mümkün değil.

(Klasik fotoğrafçılık estetiğine uyan “kontrast geri plan üzerine, ortanın sağına koyu renkli gölge yerleşimi”ni film boyunca bir çok sahnede devam ettirmeleri bir süre sonra aynı etkiyi bırakmıyor ama yine de estetik açıdan başarılı bir film.)

Oyuncuların, (çocukların yerde yapraklar arasında uzanmaları gibi) doğal olmayan kurgu sahne yerleşimleri ise gerçekten çok etkileyiciydi.

Çok ince bir şekilde “kendi fikrini belirtmeden” psikolojik durumların sosyal çevre içinde evrilmesi "çocuk ruhunun derinliklerini işleyerek" çok güzel verilmiş.

(Babasına düşman olup ölmesini isteyen çocuk hariç) Abartısız, yalansız dolansız ve olabildiğince doğal... [Ama bununla birlikte konu öylesine ortada kalmış ki baştan sarıp da sonunu merak ettirtecek ana çizgide giden kendimizle özdeşleştireceğimiz bir kahraman takibi de yok gibi bir şey.]

Film, konu olarak tabii ki bir (hatta birden çok) kahraman ve olay kurgusu barındırıyor ama yönetmen; olayı takip etmemiz yerine “olayların oluşum ve gelişiminin yaşandığı kültürü” belgesel gibi izlememizi daha çok önemsiyor diye düşünmeme neden oldu.

Filmin konusu icabı ön planda olan çocukların hayatına yakından bakıyoruz;
bu kültür içinde “her şey olduğu gibi akarken” nasıl normal karşılanıyorsa “baba-oğul” ilişkisinde (çocukların babaları [hatta onların da babaları] ile olan ilişkilerinin verilmesiyle) çocukların maruz kaldığı “baskı” da öyle normal karşılanıyor yorumu çok net verilmiş.

[“Hayvanlar çiftleşir doğurur, yağmur yağar güneş açar, yeni bebekler dünyaya gelir yaşlılar ölür...” nasıl ki hayatın içinde sıradan ve olması gerektiği gibi normal karşılanıyorsa “Ebeveynler çocuklarını ezer, bu normaldir.” düşüncesi de normal bir davranış olarak bu topluma yerleşmiştir.]

Ağır akmasına rağmen; ince fikirle üretilmiş, ustalıkla işlenmiş detaylara sahip, işinin uzmanları tarafından büyük emek harcandığı belli olan film özellikle “Yurtdışı film festivalleri için hazırlanmış.” gibi duruyor. Bu biraz soğuk gelse de filmin ruhuna uymayan (o kültüre ait olmayan) senfonik film müzikleri dışında beni rahatsız eden bir şey olmadı...

Evrensel bir sorun olan “Çocukların ruhunda dolaşan kara bulutları” yerel kültür üzerinden anlatmaya çalışmak ne kadar doğal bir şeyse, filmi evrensel boyutlarda anlaşılır kılmak için yerel kültürün kendine özgü bazı parçalarını değiştirmek de o kadar normal diye düşününce müzikler o kadar rahatsız etmedi...

Yönetmen, uluslararası sinema eleştirmenlerinin etnik değerlere sahip olan filmleri nelere bakıp değerlendirdiğini, olay örgüsü ve sinematografik kurgu formülünün nasıl işlediğini mükemmel şekilde çözmüş; afişte yere yatmış çocuklar, film içinde estetik doğa manzarasına oturtulmuş insanlar, uçurumların ucunda kayalara çıkmış şiir okuyan öğrenciler, fakir köy okulları, öğretmeni besleyen fakir köy halkı vs. vs.

Ama ben bunları değerlendirirken şunu düşünmeden edemiyorum; film, bizi geliştirmek için yapılan bir “kendine bakış” mı yoksa bu kültürün dışında kalanlara bizim kültürümüz içinde aile yapısı ve dar çevre ile geleneksel yetiştirme tarzının çocuklar üzerindeki baskısını dışarıya yansıtma mı?

Hoşuma gitmeyen bir iki şey daha var onlardan biri;
“Çocuklar, cinselliği böyle yerlerde ancak hayvanlardan öğrenir”i göstersin diye eşeklerin ve köpeklerin çiftleşmesini alenen göstermeleri filmin estetik değerini yerle bir etmiş, diye düşünüyorum, keşke olmasaymış.

Diğeri ise; kardeşine bakan kız çocuğunun koşarken bebeği yere düşürme sahnesi... Çok rahatsız edici ve filmden çıkarılsa konuyu hiçbir şekilde etkilemeyecek kadar da gereksizdi diye düşünüyorum. Verilen ağır tempoya uymayan bir gerilim yaratıyor...

Sonuç olarak;
İzlenebilir, kaliteli bir film ama o kadar bizden ve o kadar düz bir akışı var ki bizlerin çok farklı bir şeyler bulması zor.

Sinema açısından değerlendirecek olursak başarılı, bu kültüre aşina bir izleyici olarak değerlendirecek olursak normal bir filmdi.

Sesini tamamen kısıp seyretseniz bile görüntüler yeter, görüntülere takılmadan içeriği takip ederseniz fazla bir şey söylemiyor. Rastlarsanız izleyebilirsiniz ama izlemediyseniz de fazla üzülmeyin.

Notlar: Filmin ismi "Beş vakit" ama internet sitesini "5vakit" olarak açmalarını doğru bulmadım.
Filmde doğru formülü uygulayarak güzel sahneler yaratan görüntü yönetmeni "Florent Herry"ymiş.
Filmin yabancı ülkelerdeki gösterimleri için "Times and winds" diye bir de ikinci bir ismi var.