26 Nisan 2011

trafik polislerinin biyoloji bilgisi :)

Evet sevgili kareli defter okuyucuları yine bilimsel bir konuyla karşı karşıyasınız, biraz uzun ve karışık bir konu gibi gelebilir ama olabildiğince (koskoca bölümü defalarca okuyup ayrıntılarını not alıp) yazacağım konuyu en sade şekle getirmeye çalıştım.

Okudukça adım adım açıklayıp, her bir bölümü diğerine bağlayan mantığı sırayla yazarak konuyu basit bir şekilde aktarıyorum. Bir biyoloji konusu olmasının yanında, vücudumuzun mucizevi yeteneklerini öğrenirken bir yandan da çok ilginç ayrıntılarına şaşırmadan edemeyeceğimiz bu konuyu okumanızı tavsiye ediyorum.

İşte, başlıyoruz...

Kulağımızın derinlerinde “İç kulak” denilen bir bölüm olduğunu hepimiz biliyoruzdur.

[Bu “İç kulak” bölümü, kulak zarı ve sonrasındaki kemiklerin de (çekiç, örs ve üzengi) arkasındadır.]

İç kulağın içinde peltemsi ama akışkan bir sıvı bulunur. Bu sıvının “iç kulağın iç yüzeyindeki” tüycükleri hareket ettirerek denge ve hız bilgilerini düzenlemek üzere beyine ulaştırdığı da biliniyor.

(içi sinir uçlarıyla kaplı bir yüzeyde dalgalanan bu sıvının “en küçük bir harekette bütün sistemi etkilemesini engellemek için” yoğunluğu sudan fazladır, yoksa her hareketimizde bu sıvı sallanır ve beyine de hiç durmadan sinyal gönderip işleri karıştırırdı.)

Buraya kadar bilgilerimizi şöyle bir üstten tekrar edip tazeledikten sonra gelelim konunun ilginç yanına.

Kulağımızın içinde kulak sıvısıyla dolu üç kanal bulunur. Hızlandığımız ya da hareket halindeyken durduğumuzda bu kanallardaki sıvı dalgalanıp sinir hücreleriyle beyne iletmek için belirli uyarılar oluşturur.

Başımızın “vücudumuza ve yer çekimine göre” konumunu belirleyen bu sistem bir bütün olarak göz kaslarına bağlıymış!

(Göz hareketlerimizi sağlayan her bir göze ait sekiz kas bulunduğunu ve gözlerimizin sağa-sola, aşağı-yukarı hareket etmesi için bu kasları kullandığını da biliyoruz.)

Konuyu genişletmeden önce şimdi hep birlikte minik bir şey deniyoruz: bu yazıyı okuduğunuz ekrana bakmaya devam ederken bir yandan da başınızı sağa-sola, yukarı ve aşağıya oynatın...

Ne oldu? Gözlerimiz biz düşünmeye vakit bulmadan kendi kendini hedefe sabitledi ve okumayı “Başımızı hiç hareket ettirmiyormuşuz gibi” sürdürdü değil mi?

İşte, hareket halindeyken baktığımız nesneyi “sarsıntıyı gözlerimize iletmeden” net görmeye devam edebilmek için; iç kulak sıvısıyla buna bağlı kanalların göz sinirlerine bağlı olması gerekli.

Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.

Kulakta iç kulak bölümü var, bunun içindeki sıvı hareket ettikçe sinirleri uyarıyor ve başımızın hangi konumda olduğunu beyin de bu şekilde anlamış oluyor.

Bunu çözen beyin, başın konumunu düzenlerken gözleri sabit olarak bir noktaya kilitleyebiliyor... Bunun için de kulakla göz arasında kurulan sinir bağlantıları kullanılıyor. Yani gözlerle kulaklar bir yerde ortak olarak aynı sinirleri kullanıyor...

Ve gelelim kendisi bir hayli ilginç olan bu konunun daha da ilginç bölümüne...

Alkollü içkiler tüketildiğinde kanımıza karışan etanol, dolaşım sistemimizde her yere ulaştığı gibi kulağımızdaki bu sıvının bulunduğu zarı aşıp iç kulak sıvısına da karışır.

Alkolün yoğunluğu iç kulak sıvısından daha az olduğu için, suyun üzerinde yüzen zeytinyağ gibi etanol de kulak sıvısının üzerinde yüzmeye başlar.

Demin her şey normalken iç kulak sıvısının üzerinde hızlıca hareket eden etanol (alkol) en küçük hareketimizde sallanıp yukarıda bahsettiğimiz sistemi normalden daha fazla uyarmaya başlar. Bu da beyine, başımız sabit durduğu halde hareket sinyalleri gönderilmesine neden olur ve başımızın dönüp midemizin bulanmasına neden olur.

[ Sanırım şimdi alkol ve baş dönmesi etkileşiminin biyolojik ve fiziksel mekanizmalarını da açıklamış olduk :) ]

Neyse, işte bu sistemi ve çalışma mantığını anladık, sonra bu sisteme alkol karışınca olması gereken doğal çalışma mekanizmasının nasıl bozulduğunu ve neye yol açtığını da açıkladık...

Şimdi sıra geldi göz ve kulak sinirlerinin birbirine bağlı olan bölümlerinin bundan nasıl etkilendiğine :)

Alkol yüzünden yoğunluğu değişip iç kulağın fazladan sinyal göndermesine neden olan sıvı dalgalanıp durdukça beyin de bizim dönüp durduğumuzu sanmaktadır ve bu hareketi düzenleyip gözlerimizi sabitlemek için de göz kaslarımızı kontrol etmeye çalışır.

Meğer bu durumu “iyi eğitim almış” polisler de biliyorlarmış ve alkollü olduğundan şüphelendikleri sürücülerde de bu “sağa doğru” seğiren göz hareketlerini (Nistagmus) kontrol edip sürücünün alkollü olup olmadığını anlayabiliyorlarmış...

Suda yaşayan canlılarda “suyun akışını hissedip ona göre hareket etmesini sağlayan” bu sistemin gelişmiş bir versiyonuna sahip olmasaydık içki içince başımız hiç dönmeyecekti ama sanırım o zaman da içki içmemize gerek kalmayacaktı...

Bu bilgileri okuyup özetleyip toparlayarak buraya aktardığım kaynak eser, Neil Shubin'in 26 dile çevrilen ve “Uluslararası bestseller” olan “İçimizdeki balık” isimli kitabından aldığım notlarla hazırladığım diğer konulara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.