03 Mayıs 2011

Şıpsevdi - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Daha önce de Hüseyin Rahmi'nin birçok eserini okuyup beğenmiştim ama Şıpsevdi isimli kitabı ayrı bir güzelmiş :)

Hem dönemi hem o zamana ait kültür yapısını hem de toplumsal olarak avrupai yaşam tarzına bakışımızı gözler önüne sermesi bakımından önemli bir eser olduğunu kabul etmek lazım...

İsmine bakınca, olsa olsa her önüne gelene gönlünü kaptıran aşk budalası bir adamın maceralarıdır diye düşünmüştüm ama konusu çok başkaymış...

Fransız kültürünün ve yaşam tarzının iyice kendini hissettirdiği o dönemde İstanbul'un kalbur üstü ailelerinin, entellektüel camiasının yaşamı adeta bir tiyatro oyunu gibi bu roman sayesinde gözlerimizin önünde beliriyor...

Koltuğunun altında Fransızca dergi ve gazeteler, üst-başı Beyoğlu'ndaki moda evlerinden düzmeler, balolar partiler, içki markaları, yazar isimleri ve romanlar... Hepsi Fransadan ithal edilmiş kültürün bir parçasıdır...

İşte, "Şıpsevdi" diye çevresi tarafından lakap takılan romanımızın kahramanı Meftun Bey de bu rüzgâra fazlasıyla kendini kaptırmış bir beyefendidir...

Onun macerası, okumak için ailesi tarafından Paris'e gönderilmesiyle başlıyor; Meftun Bey, gençliğinin verdiği hevesle okumak hariç her türlü şeye bulaşıp Paris'in altını üstüne getiriyor oradaki hayatı ve yaşam tarzını da yarım yamalak kavrayıp bir zaman sonra memleketine geri dönüyor...

Babasının vefatıyla mirasa konan Meftun Bey lalaların dadıların ve hizmetçilerin olduğu, teyzelerin yeğenlerin ve kardeşlerin bulunduğu o zamanki sıradan bir geniş ailenin aile reisi konumuna gelince de komedi başlıyor...

Komedi diyorum çünkü; Tüm aile, Meftun Bey'in işi ele almasıyla birlikte bugüne kadar sürdürdükleri alaturka hayatı terkederek avrupai bir yaşam tarzına zorlanıyor...

Yeni tarz yaşam için de kadın erkek ilişkilerindeki ayrıntılardan tutun da sofra adabına kadar her konuda başöğretmen tabii ki yine Meftun Bey oluyor...

Yaşanan aksilikler (öğretilen şeylerin o zamanki yaşam tarzına uymaması) sokaktaki insanın sürdürdüğü hayattan verilen örneklerle Meftun beyin yaptığı bu ev içi eğitimin ne kadar uygunsuz olduğu yazar tarafından harika bir şekilde en ince ayrıntılarıyla anlatılıyor...

Kitabın üçte biri Meftun Bey'i ve çevresindekileri tasvir ederken bu kısma kadar aslında verilmek istenen şey; "batı tarzı yaşama özenerek (burada bu şekilde yaşamaya çalıştığını göstererek) sükse yaptığını düşünenlerin" bizim hayatımızı kavrayamadığı için komik duruma düştüğünü okuyucuya göstermekten...

Kitaptaki kahramanımız Meftun Bey de işte aynen bu şekilde yaşayan ve çevresindekileri "batı tarzı yaşamı anlamadıkları için" küçümseyen biridir...

Ama zamanla paralar suyunu çekip de tatlı hayat sona ermek üzereyken Meftun Bey de (sırf konacağı yeni mirasın hayaliyle) alaturka bir aileye damat olmaya karar verip planlar yapmaya başlar.

Komşu köşkteki uyanık ve cimri tefecinin saf kızını alıp paralara konmayı düşünen Meftun bey, aile içinde ve özel hayatında öyle dolaplar çevirir ki günümüzde yaşayanlar için bile yaptıkları fazla alafranga sayılabilir :)

Kitabın ikinci bölümü de böyle devam ederken kalan diğer yarısı kalabalık aile fertlerinin hizmetçisinden anneannesine kadar karakter değiştirip gelişen olaylar karşısında neler yaptıklarıyla devam ederek evlilik ve miras işinin nasıl halledileceği hakkında dönen dolaplarla da iyice karışıyor:)

Üzerinden yüz yirmi yıl geçen (evet 120 yıl) bu eseri okuyunca batının aynı batı bizim kültürümüzün de neredeyse aynı kültür olduğunu, çoğu şeyin günümüzde de aynen devam ettiğini görmek bir hayli ilginçti...

Kitaptaki karakterleri gözünüzde canlandırmaya başlayıp da olayları merakla takip ettiğinizde günümüzdeki televizyon dizilerine taş çıkartacak romanın kurgusu Hüseyin Rahmi'nin ne kadar usta bir yazar olduğunu bir kez daha gösteriyor...

Yenilenmiş akıcı ve rahat diliyle herkesin kolaylıkla okuyabileceğı bu eseri edebiyata meraklı olanlara tavsiye ediyorum...