06 Haziran 2011

Çalgı çengi [film]

Filmi şimdi seyrettim :)

Başlarda konudaki oradan buradan etkilenmeler biraz rahatsız etse de sonraları gittikçe çetrefilleşen senaryonun kendini kurtarabilmesi için gidişatı mantık çerçevesine oturtması filmi hem ilginç kıldı hem de eğlenceli bir hale soktu...

Filmin bütününü değerlendirmek gerekirse, ben seyrettiğime pişman olmadım ve bayağı bir eğlendim. Emeği geçenleri tebrik ederken ileride çok daha güzel ve kusursuz işler çıkaracaklarını tahmin ettiğimi söylemeliyim.

Buraya kadar yiğidin hakkını verdik şimdi sıra öldürme kısmına :) geldi ama önce üstten bir filmin konusunu anlatayım.

Gürkan ve Salih düğünlerde çalan basit iki müzisyendir.

Bir gün, gittikleri bir işte üstlerini değiştirmeleri için kendilerine gösterilen depo gibi bir yerde cinayet işleniyor ve adamlarımız da istemeden bu cinayete tanık oluyorlar.

Cinayeti işleyenler, bu iki kafadarı da ortadan kaldırmak istiyor ama bizimkiler cinayeti üstlenip cesedi ortadan kaldırmayı teklif ederek canlarını o an için kurtarıyorlar.

Böyle şeylere alışık olmayan filmimizin kahramanları bu olayı atlatıyor atlatmasına ama artık yanlarında dolaştırmak ve ortadan kaldırmak zorunda kaldıkları bir ceset vardır. [Ve tabii ki film boyunca da bu ikilinin başına gelmeyen kalmıyor :) ]

Amerikan sinemasından aşina olduğumuz "cinayete istemeden tanık olanların başına açılan beladan kurtulma" durumunu bizden iki tip için güzel uyarlamışlar...

Senaryo ve kurgunun ileri geri gidip ayrıntılara girip çıkması, diyalogların birçok yerde gerçek hayatı başarılı bir şekilde yansıtması oldukça iyiydi. (Bazı yerlerde tipleri abartılı bulsanız da inanın böyle insanlar var. :) )

Ama, filmin olmaması gereken o kadar çok "keşke"si de var ki; insan bunları gördükçe gerçekten "keşke olmasaymış" demeden de edemiyor.

Mesela;

Keşke, filmin açılışında "Testere" filminin açılışındaki gerilimli beklenti havası hiç olmasaydı...

Keşke, filmle hiç alakası olmayan ve ortalardan itibaren neredeyse unutulup taaa en sonda hatırlanan o çizgiroman efektleri (açılıştaki jenerik dahil) hiç olmasaymış...

Keşke, Salih ve Gürkan, Türk malı dizisiyle fenomen haline gelen ikinci sınıf piyanist şantör ve klarnetçi ikilisini andırmasaydı...

Keşke içip ağlarlarken gülüp oynamaya başladıkları sahnede söylenilen şarkı, denk gelip de teybin düğmesine basıldığı anda çıkmasaydı...

Ve keşke (her ne kadar gerçekçi de olsa) filmde bu kadar küfür olmasaydı...

Evet kusursuz eser yoktur tabii ki bunlar da olacaktır ama hani sevdiğimiz sahiplendiğimiz ve tüh be şunlara da dikkat etseler mükemmel olacakmış dedirtebilecek kadar güzel bir iş çıkarttıkları için insan söylemek zorunda kalıyor...

Yanılmıyorsam senaryo ve yönetmenlik olarak bir ilk film ve bütçesi olsun, çekim süresi olsun kısıtlı imkanlarla gerçekleştirilmiş bir proje. Bu yüzden bu ufak tefek ayrıntıları görmemezlikten geliyoruz...

Sonuç olarak; sinemada para verip seyretsem aklım parada kalmazdı, oyuncular başlarına gelen olaylarla seyirciyi kendilerine bağlayarak film boyunca tek bir çizgi üzerinde takibi sağlıyor, konusu ilginç, diyaloglar güzel ve filmin gerilimi çok tatlı bir ayardayken mizah yönü de tam kararında...

Şiddet ve küfür yüzünden çocukların seyretmesi doğru olmaz, hatta bazı küfürlü konuşmalar başkalarıyla seyrederseniz rahatsız edici olabilir ama bunlar yüzünden filmi seyretmemezlik etmeyin derim.