20 Temmuz 2011

Soloist [film]

Tek konu üzerine odaklanıp çizgi halinde sadece anlatmak istediği şeye konsantre olan, bu sayede de mükemmel bir konu olmasa bile senaryosunu seyirciye takip ettiren filmlere bayılıyorum...

Filmimizin kahramanı Amerika’daki ünlü gazetelerden birinde köşe yazarıdır.

Bisikletle geçirdiği bir kaza sonucunda sokaklarda dolaşırken kulağına uzaktan bir keman sesi çalınır...

Sesi takip eden yazarımız kendini keman çalmaya kaptırmış yarı deli bir evsizle karşılaşır.

Bu adamın hikâyesini merak eden yazarımız, adamla konuşup ismini araştırır ve gerçekten de (zamanında parlak bir öğrenci olduğunu filmdeki geri dönüşlerle öğrendiğimiz) kemancının bir zamanlar konservatuara gittiğini öğrenir...

“Bu adamın hayatında neler olmuştur ki bu hale gelip sokaklara düşmüş?” diye araştıran yazar, yavaş yavaş kemancıyla olan muhabbetini de arttırır...

Kemancıya gazetedeki yazısında yer veren yazarı okuyanlardan biri sokaklardaki bu müzik aşığı adama verilmesi için bir çello gönderir...

Çelloyu yeni dostuna ileten adamımız artık kemancının iyiden iyiye güvenini kazanır ve iki arkadaş olurlar...

Yazar, kemancı dostunu sokaklardan çekip hiç değilse belediyenin hizmet evlerinden birine yerleştirmek ister hatta ona küçük bir yer kiralayıp iyi bir hocadan dersler alması için yardımcı olmaya da çalışır ama kemancının küçükken yaşadığı birkaç olayla tetiklenen psikolojik rahatsızlıkları yeniden su yüzüne çıkmaya başlamaktadır.

Kemancıyı tanımaya başladıkça adamın şizofren olduğunu öğrensek de geçmişinde tam olarak neler yaşadığını filmin sonunda bile tam olarak öğrenemiyoruz. Bu şekildeki final, senaryo gereği özellikle yapılmış olsa bile filmi merakla takip edenler için pek hoş bir son değil.

Amerika’daki evsizlerin durumuna da dikkat çeken film “birbirini hiç tanımayan insanların başkaları hakkında düşünmesini sağladığı için” güzel bir yapım ama bu kadar duygusallığa, Amerika’nın sokaklarındaki gerçeğe ve başarılı sinema diline rağmen yine de filmin sonundaki boşluk yüzünden macera ve merak duygusu yarıda kalıyor...

Kemancıyı oynayan adamın yarı deli rolü görülmeye değer ama film ancak denk gelip de rastlanırsa seyredilebilecek ayarda. O yüzden arayıp bulunup illa seyredilmesi gereken bir film olarak düşünmeyin... Fakat, rastlarsanız seyredin.