22 Kasım 2011

Tree of life [film]

Sigara molasında işyerinden bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine filmi aradım ve bulup seyrettim.

Bu tip filmlerin ardından yapılan yorumlarda seyirci genelde ikiye ayrılır ve birinci grup çok sıkıldığını, ikinci grup da sanat filmlerini anlamayanların böyle filmlerden sıkılmasının doğal olduğunu söyler :)

Ben bu film üzerine Nasrettin Hoca gibi her iki gruba da ayrı ayrı "Sen de haklısın, sen de haklısın..." diyorum :)

Gelelim filme...

Brat Pitt ve Sean Penn isimlerini duyunca Brat Pitt'in ara sıra piyasa işi filmlerde oynadığını ama Sean Penn'in bu güne kadar kötü tek bir filmini izlemediğim için Tree of life'ın da çok güzel olacağı beklentisine kapılıverdim.

Eh, bir de Cannes Film Festivali'nde ödül almış olunca beklentim haliyle yükseldi.

Tam iki saat yirmi dakika gözümü ayırmadan her sahneyi dikkatle inceleye inceleye, verilmeye çalışılan konuyu (ve sembolik anlatımlar altında işaret ettiği şeyleri yorumlamaya çalışarak da) çok yönlü düşünerek izledim.

Muhteşem kamera kullanımı ve çok harika estetik sahneleri için bir sözüm yok ayakta alkışlıyorum ama buna rağmen film gerçekten sıkıcıydı...

Hayatın derinliğini, yaşam ve oluşum diyebileceğimiz "her türlü var oluşun karmaşıklığı ile evrenin akıl almaz genişliği"ni vermeye çalışan belgesel sayılabilecek görüntüler, geniş bir anlatım şekliyle filmin uygun bölümlerine ustaca eklenmiş.

Ama film buna rağmen ne belgesel ne de bilimkurgu türüne giriyor.

Konuya girersek;

Klasik bir Amerikan ailesi. Kötü bir olay sonucu aile üç çocuğundan birini kaybediyor. Baba otoriter ve aşırı disiplinli bir tip, anne yumuşak ve dindar. Her ikisi de çok üzülüyor. Bizler de onlarla birlikte üzülüyoruz.

Film bundan sonra başka bir yola girip ileriye atlayarak yakın zamana geliyor. Büyüyen kardeşlerden biri ölen abisini hatırlayıp eski günleri düşünmeye başlıyor.

Çocukların aile içindeki yeri, anneye yakınlık, korku yüzünden babaya duyulan zoraki saygı, "diğer kardeşlerle ya da çevreyle ilişkilerin hayatın biçimlenmesini ve karakterin oluşumunu nasıl etkilediği" bu bölümünde ele alınıyor.

Film; Ailenin, dünyayı biçimlendiren evren gibi çocukların karakterlerini biçimlendirdiğini sembolik yollardan anlatmaya çalışırken seyirciyi de büyük bir zorlamayla karşı karşıya bırakıyor.

Çünkü; aile içinde yaşanan küçük bir olay sonrası duyguları yansıtmak ve bu olayın evrensel oluşum içindeki yerini gösterebilmek için öylesine sembolik şeyler kullanıyorlar ki ne demek istendiğini bazen içgüdülerinizi kullanarak anlamak zorunda kalıyorsunuz. Mesela şiddet, saldırganlık, kavga ve bağışlama gibi şeylerin dünyanın ilk çağlarında yaşayan canlılardan beri var olduğunu gösterebilmek için adamlar resmen dinozorların kullanıldığı animasyonlar bile kullanmışlar...

Evren yanıyor, bigbang gerçekleşiyor, dünya oluşuyor, volkanlar patlayıp sıcak lavlar denizlere karışıyor, ilk canlılar belirmeye başlıyor vs. böyle giderken tekrar filmdeki aileye dönüyoruz...

Ailedekiler neredeyse hiç konuşmuyor ya da çok nadir konuşuyorlar. Bu konuşmaların çoğunda da anne; tanrının varlığını sorgulayıp niye böyle, bizi izliyor musun, her şeyi sen yapıyorsan her şeyi sen belirliyorsan niye benim çocuğum ölmek zorundaydı diye soruyor...

Bu soruların barındırdığı felsefeyi görebilmek için evrenin uçsuz bucaksızlığını ve karmaşıklığın ardında işleyen sistemin görkemini gözler önüne sermeye çalışarak seyirciye "Bu kadar muhteşem bir düzen kurulmuşsa, her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştür. Ölümleri bu hayatın bir parçası olarak kabul etmeli ve yaşarken bize verilen armağanın farkına varıp olabildiğince güzel bir şekilde yaşamalıyız. Zaten öbür tarafta da bütün sevenler birbirine kavuşacak." deniliyor.

"Baba"nın sert ve disipliner otoritesinin arkasında çocukları hayatın zorluklarına karşı hazırlama isteğinin yatmasıyla, dünyanın kendi gidişatı içerisindeki zorluklara karşı kurallar bulunmasının zorunluluğu "Tanrının kuralları da hayatın akışı için zorunludur" mesajıyla birleştirilmek istenmiş... Ama bunu çok zorlanarak filmin parçalarını birleştirerek yapmak zorunda kalıyoruz ki bu da her sahneye anlam yüklemeyi gerektirdiği için filmi izlemek zorlaşıyor.

Ben; ne verebildiği heyecanı, ne akışın hızını, ne tekrar tekrar gösterilen şelaleleri dalgaları ne de evin önünde bahçe musluklarını ikide bir açıp serinlemeyi gösterdikleri sahnelerin tekrar etmesini beğendim. (en küçük bir sorun için bile çözüm vardır, bulursan rahat edersin şikâyete gerek kalmaz demeye çalışmışlar da olabilir, ama filmdeki sembolik her sahnenin anlamı gibi bu da yoruma açık bir şey)

Görüntü olarak film dört dörtlük ama anlatılmak istenen konunun içeriğine göre kurgusu çok karışık, senaryosu zor anlaşılır bir film...

Öyle ki; Filmin İtalya'da gösterime girdiği bir sinemada bir iki hafta boyunca ikinci yarısı önce, ilk yarısı sonra gösterilmesine rağmen kimse karışıklığın farkına varmamış ve yine film o kadar sıkıcı ki Amerika'da bir sinema salonu bu filmin afişinin altına "Filmi izleyip çok sıkıcı bulduğu için seyretmekten vazgeçenlere parası iade edilmemektedir." diye yazmak zorunda kalmış...

Sean Penn de bir röportajında oynadığı bölümlerin bazılarının montajdan çıkarılmasına içerleyerek "Filmin zaten karışık olan senaryosunu daha da zorlamışlar ve ortaya hiç memnun olmadığım bir şey çıkmış." diye bir beyanda da bulunmuş. Kaldı ki ben de filmi Sean Penn oynuyor diye hevesle bulup seyretmeye başlamıştım ama adamı 2,5 sattlik filmde toplam 10 dakika ya oynatmışlar ya oynatmamışlar...

Neyse, uzun lafın kısası; güzeldir diye büyük bir beklentiyle seyrettiğim filmin arka plandaki konusu hoşuma gitmedi. Oyuncular, sahneler, çekimler vs. mükemmeldi ama ortada takip edilecek bir konu yok. Çok sıkıcı buldum, kusura bakmasınlar bana göre olmamış.

Ben uykusuz kaldım, siz kalmayın... Ama uykusuzluktan şikâyetiniz varsa bire bir ;)