19 Ocak 2012

Melancholia [film]

Lars von Trier, yaşadığı bunalımlı dönemin sonunda depresyondan çıkınca bol bol kitap (özellikle Dostoyevski ve Thomas Mann) okuduğunu söylemiş, keşke okuduklarından biraz etkilenmiş olsaydı!

Eleştirmenlerin bu filmi “Yılın en iyi filmi” seçmelerine aldanmış biri olarak sizlerin aldanmasını istemiyorum.

Bu kadar imkâna, bu kadar olanağa rağmen böyle kısır ve sıradan bile olamayacak kadar kötü filmleri nasıl yapıyorlar anlayabilmiş değilim.

Neyse, filme geçelim...

Melancholia, filmde dünyaya çarparak hayatın sonunu getirecek gezegenin ismi. (sanırım bu 2012'de dünyanın sonu gelecek saçmalığı dışarıda daha bir fazla ilgi görmüş ki adam da bundan yararlanıp araya böyle bir dünyanın sonu geliyor temalı film sıkıştırmış.)

İki kız kardeş var; biri şizofren ve melankolik Justine diğeri de Claire...

Film kız kardeşlerin isimlerini taşıyan iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm olan Justine’de görgüsüzce aşırı pahalı ama bir o kadar da durgun ve sönük geçen, insanların her şeye boşvermiş haliyle isteksizce katılmış olduğu bir düğün var.

Saçma sapan, aşırı boş ve gereksiz bu bölümü geçmeyi başarabilirseniz ikinci bölüm olan Claire’de film en başından tekrar başlıyor ve bu sefer her şey normal olan kız kardeş Claire tarafından aktarılıyor.

İkinci bölümde normal insan mantığına daha yakın bir kurgu takip etme imkânı buluyoruz. Ve anlıyoruz ki meğer birinci bölümde gördüklerimiz sadece şizofren kız kardeş Justine’in normal hayatı öyle algılaması ve kurduğu hayallerden ibaretmiş...

Justine gerçekten sorunlu bir tip ve dünyanın sonuna iki üç gün kala yavaş yavaş bu sonu doğal olarak (hatta hiç umursamadan) karşılamaya başlıyor (hayatı sevmeyen biri için bu anlaşılabilir bir şey buna bir şey diyemiyorum, olabilir). Küçük bir oğlu olan Claire ise gittikçe artan bir panikle (normal insanlar gibi) ne yapacağını bilemez hale geliyor.

Artan baskı karşısında anormal insanların normal, normal insanların anormal tepki vermesinden daha doğal bir şey olamayacağı için filmin bunu konu edinip söyleyecek bir şey bulamaması da bana normal geliyor ama keşke her akla gelen minik bir ayrıntı için bu şekilde “sanat(!)” yapmaya kalkmasalarmış daha iyi olurmuş.

Filmin ilk 10 dakikasında gösterilen durağan ağır gösterim sahnelerin bir hayli estetik olduğunu söylemem gerekse de filmin tamamı için bunu söylemek çok zor (hele son bir iki filmde gördüğümüz efektli uzay sahnelerine özenilip kötü taklitlerinin yapıldığı bölümleri hiç açmayayım). Kimi yerde zorlama bir iki estetik sahne sekansı, bir iki yerde yine gereksiz hareketli kamera ile hız katmaya çalışmalar falan filan... Kısacası berbat ötesi. (Kusura bakma Lars, film gerçekten kötü bir film.)

Çok basit konusu, çok sıradan ve sıkıcı anlatımı ile tamamı baştan aşağı uyduruk olan bu film için söylediklerimi Lars Von Trier’in onaylayacağından adım gibi emin olmasam bu şekilde yazmazdım. Bu film bu adamı bitirmiş demek çok doğru olur ama belki kendini toparlayıp ileride ününü kurtaracak bir iki açık saçık filmle durumunu düzeltir ve insanlar da bu Melancholia rezaletini unutur.

Zaman kaybından başka bir şey olmayan bu film, yönetmenin fanları tarafından bile beğenilmeyecek düzeyde o yüzden siz de seyretmeyin ve iki saat onbeş dakikanızı harcamayın. Her şeye rağmen hayat güzel ve bu kadar uzun bir süre içinde aklınıza gelen daha güzel bir şey yapmak varken niye böyle saçmalıklarla zamanınızı harcayasınız ki?