11 Ocak 2012

Orhan Pamuk - Sessiz ev

Orhan Pamuk kitaplarının neredeyse hepsini okudum ve yazarın acemilik döneminde (80'lerin başında) yazdığı bu eserini de (yazıldığı dönemin özelliklerini de ayrıca göz önünde bulundurarak) değerlendirdim.

Küçük bir iki hikayenin iç içe geçmiş haliyle ve yaşanılan dönemin “yazar tarafından bire bir tanıklığıyla” kurgulanan Sessiz ev; hem insan psikolojisini hem felsefeyi hem de yakın tarihin (çok küçük boyutlu ve bireysel de olsa) ayrıntılarını okuyucusuna başarıyla sunuyor.

Yazarın romandaki kahramanlar aracılığıyla bizlere kurdurttuğu "dönem karekterleri" empatisini ve ayrıntıları yeterli buldum.
(Romanın, pek öyle insanı sürükleyen bir macera havası olmasa da olayları takip etmeye başlayınca ister istemez insanların geçmişini ve yaşadıklarını merak ettiren bir yanı bulunduğunu da belirtmeliyim.)

Bazı şeyler konuyu desteklemek için verilen sıradan ayrıntılardan ibaret de olsa bazı ayrıntılar da yazar tarafından özenle seçilip zamanı gelince kullanılarak konuyla ilişkilendirilmiş. (Takip ve çözümleme açısından okuru oyalayan bu ayrıntılar kitabın konusunu güzelleştirmiş.)

Doğu ülkelerine ait bir korkuyla ya deliye ya ölüye (geride bıraktığı notlar, mektuplar veya sözler aracılığıyla) söyletilen ülke yapısına ait eleştirilerin yer aldığı bölümleri (batı uygarlığına yetişmek için kaynak eser oluşturma adına hayatını harcayan) dede sayesinde öğrenirken, bunlara sabit fikirle karşı koyarak sıradan "tutucu"ları temsil eden ve hiçbir şey yapmadan ömrünü sessiz bir evde tüketen babaanne sayesinde de romanın ana kahramanlarının geçmişlerini çözüyoruz.

(Ve tabii ki bütün bunların yaşanıp anlatıldığı dönemin gençlerini de işin içine katmak için dört genç ve onların dünya görüşleri, siyasi karşıtlıkları, aşkları, sokak hayatı gibi ayrıntılar da işin romana hareket kazandıran yanları olmuş...)

Roman, kahramanların sırayla kendi gözünden olayları anlatmasıyla ilerlerken bir yandan da okuyucunun şimdiki an'ı çözebilmesi için anlatıcıların hatırladıklarıyla eski olaylara da girip çıkıyor.

Romanın yarısına geldiğinizde “basit bir şeylerin karışık şekilde anlatılmasıyla mı?” yoksa “karışık olay kurgusunun basitçe anlatılmaya çalışılmasıyla mı?” karşı karşıya olduğunuzu anlayamıyorsunuz ki bence bu edebiyat eserlerinde bulunması gereken en önemli özelliklerden biri olduğu için eseri başarılı buldum.

Roman konusunun değerlendirmesini yaparken; “çıkar uğruna siyaseti baskı aracı yaparak aynı şeyleri nesiller boyunca kendi insanına farklı boyutlarla yaşatan” coğrafyayı anlaşılır kılması basit bir konu gibi görünse de “insan karakterlerinin barındırdığı binbir ruh halinin her ortamda aynı varoluş ve sorgulamaları yaptığını göstermesi” açısından hiç de basite alınamayacak derinliğe sahip olduğunu belirtmek gerekiyor.

Tarihi olayların eksik kalan bilgilerinin farklı tahminlerle tamamlanarak hikaye edilmesinin "tarih disiplini içinde değeri olmasa da" edebi olarak bir değer taşıyabileceğini farkettiren tarihçi (Faruk), başına gelenlere rağmen (her ne kadar içe kapanık ve sorunlu gibi görünse de) sükunetle yaşamını sürdüren cüce (Recep), küçük yerde kendine akacak mecra bulamayınca siyasetin en altındaki katmanlarına gençliğin verdiği yerinde duramazlılıkla girip (sonradan ortaya çıkacak kişiliğiyle) herşeyi yapmaya hazır olan Hasan ve tabii ki "Nuh deyip de peygamber demeyen" karakteriyle ömrünü dört duvar arasında [hiçbir insana yakışmayacak günahıyla (ama bu günahtan pek de rahatsız olmadan)] geçiren babaanne kitabın bana göre en ilginç ve en canlı karakterleriydi... (babaannenin ölen eşi Selahattin Bey'i de unutmamak lazım)

Orhan Pamuk, gerek olay örgüsü gerekse anlatım biçimi olarak bu kitabıyla daha sonradan büyük beğeni kazanacak olan kitaplarının öngösterimini taaa 80'lerde belli etmeye başlamış. Yazarın sonraki kitapları tabii ki çok daha ustaca ama bence sadece edebi anlamda Pamuk'un kat ettiği mesafeyi göstermesi açısından bile ilginç bir eser.

Sağ sol kavgalarının küçük yerlerdeki bilinçsiz yansımalarına, İstanbulda'ki bazı semtlerde zengin şımarık çocuklarının boş hayatlarına, akademik yaşamın yapıtların biçimlerini belirlemedeki sınırlayıcılığına, suçlu psikolojisinin açılımına, insan yapısının farklılığına ve en önemlisi bazen sürü psikolojisi yaşamak için iki üç kişinin bile yeterli olabileceğine dikkat çekilen bölümler dışında kitabın en önemli özelliğinin karşıt karakterlerde yaşatılıp konuşturulan doğu-batı, hayat-ölüm, ilkellik ve modernlik zıtlıklarının eleştirilerle felsefi olarak ele alınması olduğunu düşünüyorum. (ki bu ciddiyetle ele alınan konuları dile getiren Selahattin karakterine Darvin'e gönderme yapmak amacıyla verilen Darvınoğlu soyadını bu kitabın ciddiyetine yakıştıramadığımı da yeri gelmişken belirteyim)

(Düşünülünce, Pamuk bu kitabı yazdığı yaklaşık 30 yıl öncesinde -basım yılı 1983- çok büyük ve önemli ve hatta çoğu kimsenin şimdi bile cesaret edemeyeceği konuları büyük bir gözüpeklilikle yazma cesareti göstermiş.)

Farklı ama bilindik bir kültürün “zaman ve mekanda iç içe geçmiş” sade anlatımlı ama karışık kurgulu “felsefi siyasi eleştirisini yapan” bu roman bir hayli ilginç olduğu için okumanızı tavsiye ederim.

Kitabın konusu ve karakterleriyle ilgili daha ayrıntılı bilgi için
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sessiz_Ev_(roman) linkine de bakabilirsiniz.


343 sayfalık kitabı önce Can Yayınları sonra İletişim Yayınları basmış, şu anda internetteki satış fiyatı 20 TL civarında...