14 Şubat 2012

Atatürk’ün yanı başında – M. Kemal Ulusu

Babası Nurettin Ulusu’nun hatıralarını derleyerek aktaran Mustafa Kemal Ulusu; kitabın girişinde bu hatıraların nasıl ele alınıp hazırlandığını ve okuyucuya nasıl ulaştığını anlattıktan sonra sözü bu hatıraların gerçek sahibine bırakıyor.

Atatürk büyük bir devlet adamı ve haliyle de bakanlık konutlarında, cumhurbaşkanlığı köşklerinde, saraylarda, yalılarda kendisine ve devletin en üst yetkililerine ayrılmış yerlerde bulunmak zorunda...

Atatürk’ün vatandaşlarla görüşüp konuşması, çeşitli denetlemelerde bulunması, yurt genelinde geziler yapması, yatması kalkması, yemesi içmesi, güvenliğinin sağlanması gerekiyor... ve tabii ki tüm büyük devlet adamlarının olduğu gibi bu işler için Atatürk’ün emrinde çalışacak özenle seçilmiş güvenilir şahısların da bu görevleri yerine getirmesi gerekiyor.

İşte, bu kitapta hatıralarını oğlunun aracılığıyla bizlere aktaran da Atatürk’ün yukarıda saydığımız işlerini gören ve hep yakınında bulunan bu ekipten kütüphane memuru Nurettin Ulusu.

Atatürk’ü 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkaran Bandırma Vapuru’nun Birinci Kamarotu Tevfik Ulusu’nun oğlu olan Nurettin Ulusu askerlik çağı gelince Atatürk’ün yanında görevlendirilir ve 12 yıl boyunca bu hizmetini sürdürür.

Atatürk’ün dostlarına, gezilerine, sofrasına konuk olan ünlü isimlere, yaptığı muhabbetlerle düşüncelerine yakından tanık olan Ulusu, bu hatıralarını Atatürk’ün insani yanını ve biraz da özel hayatını ön planda tutarak bizlere aktarıyor.

Çok çeşitli yerlerde çok çeşitli olaylarla çok çeşitli isimlerle geçen 12 yıl boyunca Ulusu sayısız olaya tanıklık etmiş. Bunlar içinde gerçekten hiç bilmediğimiz belki de hiç duymadığımız bir sürü ayrıntı, bir sürü olay var.

İşte, kitaptan ilgimi çeken birkaç olay;

Atatürk zaman zaman sevdiği sanatçıları çağırıp onlardan şarkı gazel dinlermiş, Münir Nurettin Selçuk da bunlardan biriymiş ama bir yemek sırasında Atatürk silahını belinden çıkardıktan sonra Münir Nurettin Bey’e sesin çok güzel ama bakalım cesaretin nasıl diyerek rakı bardağını kafasının üzerine koymasını söylemiş...

Orada bulunanlar bunun bir şaka olduğunu düşünüyormuş ve Münir Nurettin Bey de hiç tereddütsüz bardağı kafasına koymuş. Atatürk nişan alıp dan diye ateş etmesin mi... herkes donup kalmış... fakat Atatürk bir kaza olmasın diye bilerek çok yukarıya ateş etmiş, Münir Nurettin Bey de başının üzerindeki kadehi alıp rakıyı “ Şerefinize, sağlığınıza paşam” diyerek içmiş...

Meğer bu gereksiz hareketin geçmişte yaşanan başka bir olayla bağlantısı varmış; Münir Nurettin bey bir yemekte şarkı söylerken Atatürk de eşlik ediyormuş. Münir Nurettin Bey Atatürk’ün yanına gelip kulağına “paşam, siz eşlik etmeseniz, şarkı bozuluyor” demiş ve Atatürk bunun üzerine çok bozulmuş ve böyle tatsız bir olay yaşamak zorunda kalmışlar...

Xxx

Kitapta böyle olaylar, hatıralar bulunduğu gibi küçük ayrıntılar da var.

Mesela, Atatürk tatlı ve meyveyi sevmez hatta çilek ve incirin çekirdekleri dişlerine kaçıyor diye bu meyveleri pek yemezmiş.

Xxx

Atatürk etrafındakilere demokrasi kelimesini “Kökü Türkçe olan bu kelime herkesin düşüncelerini ve fikrini söyleyebilmesi, demek yani söyleyebilmek” diye açıklıyormuş.

xxx

Atatürk latin alfabesini tanıtıp harf inkilabını yaptığı sıralarda bunun halkın aklında kalmasını sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Miralay Zeki Bey’e bir alfabe marşı ısmarlamış. Zeki Bey marşı bestelemiş ve bu alfabe marşı her gün her gece meclis bahçesinde Kızılay Meydanı’nda güm güm çalınıp söylenmiş...

Xxx

Bugün kullandığımız alfabe ilk önce 28 harf olarak kabul edilmiş daha sonradan “Ğ” eklenerek 29 harf olmuş...

Xxx

Atatürk, arapça kelimeleri o kadar sevmezmiş ki kendi ismi Kemal’i bile arapça kökenli olduğu için değiştirmek istemiş, doğrusunun Kemal mi Kamal mı olduğunu düşünüp duruyormuş ve hatta bir ara kendine “Kamal” ismiyle kart bile bastırtmış.

Xxx

Atatürk ölmeden önce siyasi bir vasiyet hazırlatıp bunu bizzat Kılıç Ali’ye vermiş fakat ölümünden sonra bu siyasi vasiyet asla bulunamamış...

Xxx

İran Şahı Şah Rıza Pehlevi Türkiye’yi ziyaret ettiği zaman Atatürk Adnan Saygun’a Özsoy isimli bir opera hazırlattırmış. Bu ilk Türk operasıymış ve Şah Rıza Pehlevi operayı dinledikten sonra Atatürk’ün boynuna sarılıp ağlamış...

Xxx

Atatürk atları sever ve atlı sporları da severek yaparmış, en çok sevdiği ve devamlı olarak bindiği atının adı da Sakarya’ymış... Bilardo oynamayı çok severmiş fakat boks ve futbolu hiç sevmezmiş...

Xxx

Böyle yüzlerce küçük ayrıntıdan biri de Atatürk’ün cenazesi Dolmabahçe’den çıkarılırken düzenlenen törene dünyanın dört bir yanından insanlar gelirken İsmet İnönü’nün cenazeye katılmamış olmasıydı... Bunu da daha önceden hiç duymamıştım...

Neyse işte, böyle bir sürü isim, bir sürü hatıra ve olay... tabii ki herkes tarafından bilinen bir iki tanesi hariç bunların hiçbir şekilde resmiyeti ve gerçekliği, doğruluğu ispatlanamaz, sonuçta anlatılanların hiçbiri resmi belgelerle, imzalı onaylı kağıtlarla doğrulanmış değil hepsi kitabın yazarı tarafından anlatılan hatıralardan ibaret...

Fakat yine de kitapta Atatürk’ün özel hayatını merak edenlere faydası olabilecek bazı şeyler bulunabilir. Bir de kitabın tamamını okuyunca acaba mı diyeceğiniz bazı şeyleri kendiniz de çıkararak farklı sonuçlara varabileceğiniz değişik yerlere ulaşabilirsiniz.

Doğan Kitap’tan çıkan 253 sayfalık bu “anı” kitabının fiyatı 15 lira.