06 Şubat 2012

Gecenin sonuna yolculuk - Louis Ferdinand Céline

573 sayfalık büyük boy kitap oku oku bitmek bilmedi :)

I. Dünya Savaşı'nın ülkeleri darmadağın edip ruhları yaktığı yılların ardından bu etkinin bıraktığı izler henüz tazeyken 1932'de yazılan roman insanlık için her yönden eleştirilerle dolup taşmış.

Yazar, Fransa'nın yuvarlandığı savaş felaketlerine neden olan siyasetçilerden askeri yöneticilere, savaşı coşkuyla karşılayan cahil ve bilinçsiz halka kadar herkesi eleştiri yağmuruna tutarken o yılları ve ortamı (o zamanlar için Fransız edebiyatında alışılmadık olan alaycı bir argoyu da işin içine katarak) başarılı bir şekilde aktarıyor.

Anlatılan tarihi olaylar ve isimler günümüz insanı için epey bir geride kalmış olsa da kendi başından geçenleri birinci ağızdan anlatan romanın kahramanı uzun cümlelerden oluşan uzun paragrafları akıcı bir dille anlatırken okuyucuyu kitabın başında yakalayıveriyor.

Kitabın konusuna gelecek olursak;

Cahil bir gençken hiçbir şeyi önemsemeden askere yazılıp savaşa giden kahramanımız savaş alanında yaşanan vahşete bir anlam veremez.

Üstlerinin insanlar sapır sapır dökülürken olan bitene kayıtsız kalmasına şaşırır ve vatan haini olmayı bile göze alıp kaçmayı düşündüğü sırada kısa süreliğine tedavi görmesi için geri gönderilince tesadüfler sonucu (bir süreliğine) kahraman oluverir.

İçki alemleri, karı kız, haysiyetsizlik, yalan dolan, karaborsa ve rüşvetin sarıp sarmaladığı savaş yıllarının Paris'inde kahramanımızın kimi yerde alaycı eleştirilerinden kimi yerde küfürler eşliğinde belayla andığı o devrin önemli sayılan insanlarından herkes payına düşeni alır.

Çıkar ve basitlik çevresinde toplanan her türlü oluşumdan nefretle söz eden kahramanımızın kendisi de pek sağlam papuç değildir ama bahsedilen iğrenç ortamı terk etmek için elinden geldiğince çaba sarf ettiğini göz ardı etmemiz de mümkün değildir.

Bu çabalarını hayata geçirip yeni bir başlangıç yapmak umuduyla Afrika'daki Fransız sömürgelerine doğru yola koyulur.

Hem yolculuk hem Afrika'daki olaylar yine bir sürü badireler atlatılarak (ve tabii ki modern(!) insanın kurduğu bu sömürge sisteminin eleştirisi de yapılarak) son bulur.

Ardından kahramanımız yelkenleri kürek mahkúmu olarak Amerika'ya çevirir, oradaki donuk şehir hayatını, fabrikalarda robotlaştırılan insanları anlatır ve tabii ki kendisi de bu yaşamdan payına düşeni alıp memnuniyetsiz bir şekilde ülkesine geri döner.

Az çok akıllanıp biraz daha normal bir hayat kurabilmek için eğitimine devam ederek okur ve doktor olur. Bundan sonra da okurunu Fransız kültürünün arka sokaklarındaki sefalet içinde dolaştırmaya, kemikleşmiş insan karakterlerini tahlil edip psikolojik açılımlara yönelmeye başlar.

Fakat kendisi de eleştirdiği toplumun ve yaşamın bir parçası olarak bazı işlere bulaşır. Bire bir suç işlemese de işlenen suçları engellemediği için kendini vicdanen bu işlerde sorumlu hissedip suçluluk duyar.

“Yaşıyorsan ve çevrende insanlar varsa eninde sonunda istesen de istemesen de bir şekilde onaylamayacağın şeyler yapmak zorunda kalırsın, bunlardan uzak durmak için kendini dışarıya kaparsan başarısız, kapamazsan suça ortak olursun...” düşüncesini karşılaştığı her olayda ayrıntılı psikolojik, felsefi ve toplumsal eleştiriler yaparak okuyucuya aktarmaya çalışan Céline; bir yerden sonra tekrarlanan örneklerle sıkıcı olsa da bunca yılın ardından yine de okunabilirliğini korumayı başarabilen nadir yazarlardan biri olduğunu “Gecenin sonuna yolculuk”la ispatlıyor.

Dinden siyasete, bireyden topluma, ticaretten eğitime, tıptan teknolojiye, tarihten milli duygulara kadar akla ilk gelen en önemli konularda çok cesur eleştiriler yapan yazarı okuyunca edebiyat ortamında adının neden fazla geçirilmediğini de anlıyorsunuz ;)

(iyi güzel ve farklı... fakat bazı edebiyatçıların söylediği şekilde dünyanın en iyi romanı olduğunu söylemem de mümkün değil. Bu tür kitaplar okumaya çocukluğumdan beri alışık olduğum halde yer yer çok sıkıldım. Anlatılan çoğu şey 80'lerde Türkiye'ye yeni yeni gelebilen 60'ların Avrupa tiyatro metinleri gibi. İnsan psikolojisi ve toplumsal bakış açısı kolay kolay değişmez tabii ki ama artık 2012'deyken hep aynı şeyleri duyup dinleyip okumak da sıkıyor insanı.)

Kitabın 16 yaş üzerindeki okurlar tarafından çok rahat anlaşılabileceğini söyleyebilirim ama ben yine de anlatılan konular açısından 30 yaş civarı ve üstü, uzun metinlerden sıkılmayan tecrübeli okurlara tavsiye ediyorum ki; gençler okuyup da "Bu ne yaa... Çok sıkıcı." demesinler...

Kitap Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmış fakat 33 liralık fiyatıyla epey bir pahalı. Ucuza ikinci el ya da internetten indirimli bulursanız alın bir kenarda dursun çünkü dünyayı, insanları ve olayları böyle değişik bir gözle görüp farklı bir şekilde anlatan yazarları ilginç bulacağınız zamanlar da gelecektir.