19 Mart 2012

Paulo Coelho - Elif

Kitaba başlar başlamaz beklediğimi bulamamanın getirdiği tatsızlıkla okumaya devam ettim.

Ortalardan sonlara doğru tecrübeli yazarın küçük edebi oyunlarıyla konu biraz hareketlenmiş gibi olsa da kitap bittiğinde hiç de memnun kalmadığımı söylemeliyim.

Akan ana konu içinde aşk var, ihtiras var, felsefe var, edebiyat var ama genel olarak içerikte dikkat çeken şeyler tamamen benim saçma bulduğum fantastik konulara girip çıktığı için hiç hoşlanmadım desem yeridir.

Ben edebiyat eleştirmeni değilim ama “sağlam bir okur” olarak ilgimi çekecek başarılı bir kitabı ya da sırf “yazılmış olsun diye yazılan yapay edebi bir kurguyu” anlayabilecek kadar okumuşluğum da vardır.

Gelelim konuya;
60'ına merdiven dayamış yazar kahramanımız Fransa'nın küçük bir köyünde inzivaya çekilmiş sakin bir hayat sürerken hem çevresindeki akıl hocaları(!) hem de duyduğu özel iç sıkıntısı yüzünden kabuğundan çıkıp yeniden yollara düşmeye karar verir.

Önce bir kitap fuarına katılır ve burada dünyanın dört bir yanından gelen imza günü tekliflerinin hepsini kabul eder. Kabul edip katıldığı yazar-okur etkinliklerinden biri dokuzbin küsur km. uzunluğundaki trenyolu güzergáhıyla efsanevi Transsiberya yolculuğunu da içermektedir.

Yolda kendisine çok fazla ilgi gösteren 21 yaşındaki bir kızın da katılımıyla tren yolculuğu başlar. Oradan oraya istasyondan istasyona gidildikçe devamlı muhabbet ederler... bu muhabbetler kimi zaman genç kızla kimi zaman çevirmenle kimi zaman da alınan notların kitaplaşması sayesinde okurla yapılır...

Olaydan sayılamayacak en küçük bir macera ve merak hissi uyandırmayacak şeyler sıralanır her şey geçer biter...

Keşke benim anlattığım gibi olsa ve konu sadece bunlardan ibaret olsa belki daha derli toplu bir şeyler ortaya çıkarmış ama bu kitabın bir de adı var; Elif...

Benim hoşuma gitmeyen ve çok saçma bulduğum ne kadar düşünce, inanış, batıl sayılabilecek abukluk varsa hepsi bu elif ve benzeri şeylerle açıklanan ayrıntılarda gizli.

Elif, geçmiş hayatından tanıdığın biriyle karşılaşınca; ikiniz de aynı geçmişi paylaştığınızı anımsayıp gördüğünüz ve ruhumuzun zihnimize eskiden olanları hatırlattığı an, hissetiklerimizin bütünü anlamını taşıyor (daha doğrusu yazar böyle tanımlıyor). Elif, aslında ruhani bir trans anını tanımlıyor ve bu elif durumunu devreye sokan (ya da etkileşimi başlatan diyelim) özel noktalar olabiliyor (mesela trendeki bir vagonun özel bir noktası).

Ama bu saçmalığı kabul etmek için önce reenkarnasyonu da yazarımız gibi kabul etmeliyiz, şamanların yaptığı ayinlerde geçmişi ve geleceği gördüğüne inanmalıyız, falcıları büyücüleri, medyumları ve onların söylediklerini körü körüne kabul etmeliyiz ki anlatılan konuları da çok doğal şeylermiş gibi kabul edelim.

Ve bütün bunları da bilin bakalım niye kabul ediyoruz?

Çünkü “yazar kahramanımız” aslında daha önceden engizisyon mahkemesinde görevlidir ve yarım yamalak ilgi duyup sevdiği kız için mahkemede ölüm kararı çıkınca bu karara itiraz etmediği için pişmanlık duyup vicdan azabı çekmektedir. [Dünyaya geldiği her seferde de ölümüne sebep olduğu kadınları bulup (onlar da ikide bir dünyaya gelip gidiyorlar tabii ki) onlardan af dileyerek günahlarından arınmaya çalışmaktadır...]

Bu kadar dinleri, uzakdoğu öğretilerini, reenkarnasyon gibi saçma sapan şeylerle birbirine karıştırıp saçmalayan metinleri daha önceden kimseden duymamıştım.

Coelho, kitabın ana karakteri olan “yazar kahramanıyla” bu fikir ve inançları kabul edip ona göre bir yaşam biçimi kurmuş gibi görünmekten kaçınmamış.

Yazar da kahramanı da anlatılanlara cidden inanıyor ama bunlar kitapta öyle deli saçması bir çorbaya çevrilmiş ve içi boşaltılmış ki okurlar içinde “ucundan bucağından bu tür şeylere ilgi duyan varsa” bundan sonra ne düşünmesi gerektiğini asla bilemeyecek kadar da yanıltılmış.

Enerji dalgaları mı istersiniz, ateş çemberleri mi, komşudan arkadaşa karısından çevirmenine kadar herkesin bu konular üzerine ahkâm kesmesi mi, dinlerin özünde barındırdığı temel ilkelerle batıl inançların ve hurafelerin birbirleriyle uyumsuzluğuna rağmen aynı şeyden bahsediliyormuş gibi gösterilmesi saçmalığı mı daha neler neler...

Futbolcular gibi yazarların da yaşlanınca jübile yapması gerektiğini düşündürten Coelho'nun bundan sonra yazacağı hiçbir şeyi okumayı bırakın görmek bile istemiyorum.

Edebi yeteneği olan bir yazar ara sıra oraya buraya felsefi şeyler de ekler... olabilir... ama işin içine fantastik saçmalıkları gerçekmiş gibi gösterip (bunlar üzerinden felsefe yaparak) kendini (bu işlerden anlamadığı halde çok meraklısı bulunan batılı avanaklar arasında) ruhani yol gösterici gibi havalara sokarsan yaptığın felsefe değil safsata olur...

Neyse işte güzel numaralar güzel laflar da yok değil ama benim için boşa vakit kaybı oldu... iyi ki para verip almamışım yoksa daha da sinirlenirdim, sakın siz kendi kendinizi sinirlendirmeyin.