24 Nisan 2012

Cemil Meriç - Jurnal


Yaklaşık 30 yıl boyunca yazılmış günlükler ve mektuplar...

Büyük bir fikir adamının biri 400 diğeri 350 sayfalık iki cilt kitapta toplanmış iç dünyası ve bu dünyanın gizlisi saklısı kalmayan kişiye özel duyguları, durumları, bilgi, kavram, eleştiri ve yorumları...

Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet Türkiye'sine geçişte yapılan dil devrimiyle bütün bir milletin kültürel köklerinden koparılıp boşlukta bırakıldığını, İttihatçı kadrolardan CHP'nin siyasi yapısına kadar her şeyi eleştirebilen Meriç çok zengin bir kültüre ve çok geniş bir bakış açısına sahip olmasına rağmen yaşadığı dönemde edebiyat ve fikir dünyasının kıymeti anlaşılamamış en önemli kişiliklerinden biri...

Çağdaşlarının “tabu” fikir ve düşüncelerine takılıp kalmamış, günümüz insanının bile zor aşabildiği fikir duvarlarını kendi analitik düşünce mantığıyla geride bırakıp ileri düşünceli bir düşün adamının nasıl olması gerektiğini edebi yazılara yaptığı yorumlarla açıkça ortaya koyan Meriç, gerçekten çok dolu, çok yoğun, çok farklı bir edebiyat adamı.

Felsefe okuyup oradan Fransız dili ve edebiyatına geçen Meriç, yaşadığı dönemde bir hayli zorlu çalışmayı sırtlayıp birçok büyük Batı edebiyatı eserini dilimize kazandırmış.

Öncelikle kendi dönemindeki yazarlar ve eserler üzerine notların/eleştirilerin/değerlendirmelerin bulunması dolayısıyla “Jurnal”i (günlük) okumaya karar verdim ve büyük bir ilgiyle okuyup bitirdim.

[İki ciltte toplanan Cemil Meriç'in günlüklerini okumaya başlayınca düşündüğüm ilk şey "Bu adamın bütün eserlerini okumak lazım" oldu.]

Meriç gerçekten kendine özgü, Doğu’yu Batı’yı kültürel ve tarih, toplum, birey olarak değerlendirip aşmış, zamanın ötesine ulaşmış bir kişilik.

Birinci cilt; bugün hayranlıkla alkış tutulan edebiyatçılar hakkında o zamanlar yapılan eleştiriler ve Meriç’in birçok konuya kendi değerlendirmeleriyle ulaştığı fikirler açısından bir hayli ilginç (ve kesinlikle okumaya değer) bir eser.

İkinci cilt ise Meriç'in daha yakın tarihte tuttuğu günlüklerle birlikte özel ilişkisini açıkça ortaya koyan aşk mektupları diyebileceğimiz çok ama çok çok özel mektuplarını içeriyor.

Birinci ciltte olduğu kadar tabii ki ikinci ciltte de çok önemli konulara farklı bir açıdan bakmasını incelemek, onun gibi düşünüp olan biteni yerli yerine oturtmak ayrı bir duygu, ayrı bir empati yeteneği gerektiriyor... ama...

Bir yaştan sonra gözleri kör olan bir yazar/çevirmenin hayatının nasıl gidebileceğini düşünmek onun psikolojisini çözmeye çalışmak zaten başlı başına bir olayken "büyük bir aşk yaşadığı sevgilisine yazdığı mektuplarını kendi karısına da okuyarak" insanı şaşkın bırakan kişiliğiyle yeterince ilginç olan Meriç’in bu özel mektupları keşke hiç yayınlanmasaymış diye düşündüğüm de olmadı değil...

Çocukluğumdan beri sayısız kitap okudum (aklınıza ne gelirse) fakat Cemil Meriç’in Jurnal’i kadar zor okunan bir şey daha okuduğumu hatırlamıyorum. 
Kimi sayfalar çeviri yaptığı bir yazarın eserinden olduğu gibi Fransızca olarak alıntılanmış sonra bunlar üzerine eleştiriler ya da fikir yürütmeleri yapılmış, kimi yerde Osmanlıca terimlerle karışık kullanılan Fransızca, İngilizce kelimelerle açıklamalar yapılıp uzun cümleler kurulmuş... [zor, gerçekten okuyup anlaması zor bir eser...]
Ama bunun yanında; dikkatinizi toplayıp takip ederek bütün söylenilenleri aynen hissetmek için büyük bir çaba gerektiği kadar sayfalar dolusu karşınızda konuşan biri varmış gibi çok akıcı bölümler, çok güzel analizler, sözler de yok değil...
Bu iki özelliği birden taşıyan ilk cildin ilk yarısı bir hayli zorluyken ikinci cilt çok daha kolay anlaşılır bir yapıya sahip...
fakat... edebiyata ve çok ilginç bir düşün adamının edebiyatla zenginleşmiş ruhunu analiz etmeye onun bütün bilgilerini harmanlayıp ilginç bir kişiliği tanımaya meraklıysanız bunlar gözünüzü korkutmasın, Cemil Meriç gerçekten tanınmayı, anlaşılmayı ve çözümlenip kendisinden bir şeyler öğrenilmeyi fazlasıyla hak eden biri...

Balzac’ın ve Comte’un eserleri hakkında yorum yaparken bu eserleri yazanları kendi ülkesindeki yazarlarla karşılaştırma ihtiyacı duyan Meriç “Yıllarca aç kaldım. Koca bir şehirde yapayalnız ve aç kalmak. Köpeklerin bisküvilerle beslendiği bir dünyada aç bir aydın, aç bin aydın....” diyerek bambaşka bir paragrafa başlayınca haliyle açıklanan şeyin etkisi de çok farklı oluyor.

Meriç öylesine işini içine yedirmiş öylesine edebiyatla felsefeyle yatıp kalkıyor ki düşünceleri ve ürettiği fikirler neredeyse hep bu iki temel alanın sentezleriyle şekilleniyor. Mesela, roman için bir yerde;
“Bir roman bazan sözle başlar, yazı ile biter. Bazan hiç başlamaz. Edebiyat, muhakememizi allak bullak etmiş. Hayatta hep roman arıyoruz. On dokuzuncu asır romanı. Nordau’ın dediği gibi, edebiyat hayatı biçimlendiriyor sanıyoruz. Hayat roman olsaydı romanı yaratır mıydık?.......”
diye öyle bir tanımlama yapıyor ki ayrıca bu konu üzerinde durup düşünmeniz gerekiyor.

Meriç’in felsefeye olan ilgisi ve sevgisi ona edebiyatçı olarak öyle bir yetenek kazandırmış ki edebiyatla ilgili konulara yaptığı açıklamalara felsefi açıdan yaklaşırken, “zaman” gibi felsefi bir kavramı;
“İnsanlık bir merdivenin basamaklarından çıkar gibi yükselmez. Zıplamalar, hep aynı istikamete yönelmiş değildir. Zar atar insanlık, kâh kazanır, kâh kaybeder. Boyuna kazanç yok. İki tarih var: bütün fetihleri birbiri üstüne yığan, zamandan faydalanan milletlerin tarihi, mirasyedi milletlerin tarihi. Zaman fertler için de milletler için de başka başka değer taşır. Yani istikbali dokuduğumuz bir ipliktir zaman. Ama tarihini itina ile işleyen, nakışlayan, şekillendiren ve zamandan bir çadır, bir halı, bir libas dokuyan fertler ve milletler olduğu gibi, makara ile oynayan bir kedi şuursuzluğu ile iplik yumağını arap saçma döndüren kavimler de var.”
diyerek açıklarken bu konuyu ele alışındaki edebi yaklaşımı göz ardı etmeniz mümkün değil.

Anlatımı ve bilgisiyle, kültürüyle bambaşka bir dünya olan Cemil Meriç’i keşfetmek istiyorsanız iyi ve deneyimli hatta birikimli bir okur olmanız lazım, zor kitap mı arıyorsunuz işte buyurun iki ciltlik Jurnal... Mutlaka kendinizden ya da geçmişinizde takıldığınız şeylerden bir iki ayrıntıyı yakalayıp başka şekilde düşünmenize yardım edecek satırlar ya da paragraflar bulacağınıza eminim.

Mesela; benim çok sevdiğim bir Feyzi Hocam var. Bir gün bana “Dünyayı gezip gördüm, burada tanımadığım çalışmadığım yazar çizer ya da başka bir işle uğraşan adam kalmadı ama hayatımda senin kadar karamsar birini daha görmedim...” demişti.

Ben de gerçekten karakter olarak kendimi öyle görürüm, dünyayı öyle değerlendiririm, öyle algılar öyle yaşarım ama ilk kez benim kadar karamsar ve dünyaya/hayata geldiğine binbir pişman olmuş birini Jurnal’deki bir bölümü okuyunca gördüm.

Cemil Meriç’in “Jurnal” isimli eserini tanıtmaya çalıştığım bu yazıyı az önce bahsettiğim karamsarlıkla ilgili olan bölümün girişinden bir alıntıyla bitiriyorum; (duyguyu daha iyi iletebilmek için alıntı yaptığım yazının blogda istemediğim yerlerinden bölünmesini engelleyebilmek adına uygun yerlerinden satırbaşı yaptım, yoksa metnin orijinali düzyazıdır.)

BUGÜN SESİNİ DUYAMAYACAĞIM
Tatsız bir sonbahar akşamı.
Bugün sesini duyamayacağım.
Bugün, yarın, öbürgün
ve bir hayvan gibi yaşayacağım,
hasta bir hayvan gibi.
Kuşlar cıvıldayacak pencerenin önünde,
ben küfredeceğim.
Kuşlara, güneşe, bahara.
Karanlıklardayım,
hayat kör bir kuyuya benziyor,
sonu olmayan kör bir kuyuya.
Yuvarlanıyorum.
Sen, tutunduğum dal.
Sen, dinlendiğim vaha.
Sen, kaybettiğim ışık.
Ve bu akşam sesini duymayacağım,
bu akşam yine bitip tükenmeyen karanlıklardayım.
Zift gibi, beddua gibi, ümitsizlik gibi.
O kadar ıstırap çektim ki!
Coğrafî kader, siyasî kader, biyolojik kader.
Karanlıklarıma alışmıştım.
Neden karşıma çıktınız?
Dünyayı tekrar sevmek, dünyaya tekrar bağlanmak...


Edebiyata meraklıysanız; Cemil Meriç mutlaka okumanız gereken isimlerden biri.
İletişim Yayınları’ndan çıkan kitapların 1. cildi 27, 2. cildi ise 24 TL. (internette %15-%20 arası indirimli fiyatlarla bulmanız da mümkün)