24 Nisan 2012

Üç maymun [film]

Film iyi güzel, anlatmak istediğini doğru biçimde (tüm karakterlerin iç dünyasını da en uygun psikolojik ayrıntılarla işleyip) aktarabiliyor ama konu bu kadar gerçekçi anlatılınca dramın ağırlığı yer yer insanı boğuyor. (tabii ki bu bir şikâyet değil.)

Film her ne kadar ağır başlayıp ağır ilerlese de konu gelişip olaylar değiştikçe (ve her bir karakterin ruh hali ayrı ayrı baskın hale gelip ön plana çıkmaya başladıkça da) derinden hissettiklerinizle belli bir tempo yakalıyorsunuz.

Ülkenin mi diyeyim, insanoğlunun mu, buraya özgü yaşam tarzının insanlara yüklediği karakter roller mi bilemiyorum ama bu şekilde yaşayan, birbirinin suçunu üstlenip hem kendisinin hem çevresindekilerin hayatını etkileyen çok insan var... ve bu film de “başkası adına adalete teslim olup ödenecek hesabı kendi üzerine alanların” yaşadıklarını ( ve tabii ki kendilerine bağlı olanlara yaşattıklarını) en iyi şekilde gözler önüne seriyor.

Fakat film bu çetrefilli konuyu işlerken "üstlenme" durumunun sadece maddi sıkıntılar ve namus olaylarıyla ilgili zorunlu bir kişisel davranış olmadığını, “kendi çıkarına da olsa” zamanında başkası için bunu yapanların “yeri gelince kendinden daha zor durum da olan başkalarının da bulunabileceğini” düşünüp aynı teklifi onlara götürebileceklerini, karakterlerin özellikleri ve kişisel durumlarının açılımıyla birlikte veriyor.

Küçük bir ayna kırığına bakınca pek fazla bir şey göremezsiniz ama bakmak için yaklaştıkça size gösterdiği alan gittikçe genişler; “Üç maymun” da işte böyle içine girip karakterlerin ruh hallerine yaklaştıkça çevresindekileri daha geniş şekilde gösteren bir film.

[İnsanların iç dünyasını "hissedilen gerçeklikte" yansıtmak için filmdeki karakterlerin durumunu öyle görüntülerle işlemişler ki aynı bunalımları hissetmemek kendimizi karakterlerin yerine koymamak mümkün değil.]

(ayrıca; filmde “üç maymun”a gönderme yapılan; görmeyen, duymayan ya da konuşmayan “olup biteni sessizce izleyip kabullenen” ve olaylara ancak “dayanılamayacak hale gelince” tepki veren kahramanları kendi aralarındaki ilişkiyle “dışarıdan seyirci olarak izleyip” değerlendirirken, bunu toplumsal kanıksamayla kabul edişimizi de gösterip kendimize bakmamızı da sağlamışlar)


Bu ruh yansımasını başarıyla gerçekleştiren film kaliteden ödün vermemiş ama bazı şeyleri anlayamayacak yaşta olan gençlere biraz ağır gelebilir. O yüzden bu filmi ancak 20 yaş üzerinde, “ağır festival filmleri” seven seyirciye tavsiye edebiliyorum.

Yeri gelmişken bu yazıda sözünü ettiğim şu “durum açılımı”, “ruh hali” ve “geniş şekilde” tanımlamalarıyla tarif ettiğim anlatımı biraz genişletip bir açıklama yapmam gerekiyor diye düşünüyorum.

Türk Sineması’nın ruhumuza işleyen konularıyla kalbimizde apayrı bir yeri olduğunu yadsıyamayız. Günümüz Türk Sineması 20-30 yıl önceki bulunduğu yere göre gerek içerik gerekse teknik olarak çok yol kat etti.

Eskiden seyrettiğimiz filmleri gönlümüzle kabul ederken aklımız konunun işlenmesindeki boşlukları bir kenara yazarak bir yandan da “Bu böyle olur mu?”, “Gerçek hayatta böyle bir şeyin olması için...” diye tanımlanan mantık eksikliklerini düşünür olayların tamamını hayal ürünü olarak kabul etmemizi sağlardı...

Oysa şimdi izlediğimiz filmlerde “imkânsızlıklar yüzünden” teknik eksiklikler bulunmadığı gibi yönetmen ve senaristler de çok sıkı işler çıkararak “durum açılımı”, “ruh hali” ve “geniş şekilde” tanımlamalarla konunun derinliklerini (en gerçekçi şekliyle) nedenlerini göstererek olabilecek en iyi şekilde sunmaya çalışıyorlar.

Bu kimi zaman senaryodaki küçük kurgu oyunlarıyla yapılıyor, kimi zaman görüntü yönetmeninin kadrajlardaki bakış açısıyla yakaladığı özel sahnelerin uyandıracağı duyguları bire bir seyirciye aktarmak için bazı bölümlerde durmayı da bilmesiyle oluyor ya da gerçekten o konunun geçtiği yerleri ve hayatı yaşamış olan insanların filme dahil edilmesiyle oluyor ama oluyor.

İşte, Nuri Bilge Ceylan filmlerindeki büyü ve etkinin sırrı da buradan geliyor ve Nuri Bilge de her filminde düşünülen şeyi seyirciye daha etkili biçimde anlatmanın yollarını daha ustaca kurmaya devam ediyor.

Filmle ilgili daha detaylı bilgi almak için Doğan Kitap'tan çıkan "Üç Maymun" isimli 473 sayfalık kitaba başvurabilirsiniz. (Kitap 36 TL.)

Kitapta; filmle ilgili yerli-yabancı basında çıkan haberler ve yorumlar, filmin (alternatif bir son da içeren) tam senaryosu, Nuri Bilge Ceylan'a 2008'de En İyi Yönetmen Ödülü'nün verildiği Cannes Film Festivali günlüğü, yönetmen ve oyuncularla yapılan röportajlar, kurgu, yapım ve çekim günlükleri yer almakta.

Böyle bir eserin yayınlanmasıyla önemli bir kültür hizmeti sunan Doğan Kitap'a sinemaya gönül veren hem amatör hem profesyonel meraklılar adına teşekkür ederim.

(Kitaptan bahsedince anında bulup veren Doğan Kitap'tan Tuba Ay'a da ayrıca teşekkürler.)