28 Mayıs 2012

zor bir konu...


Evet sevgili kareli defter okurları... Uzun bir aradan sonra hepinize tekrar merhaba...

Merhaba diyerek yazmaya başlıyorum ama yazacaklarım hem üzücü hem tatsız hem de yazması bir o kadar zor şeyler... fakat kendimi bu konu üzerine yazmaya zorunlu hissediyorum.

Eşimin annesi geçirdiği bir beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti. İyi bir insandı ve kendi annem gibi sevdiğim için de çok üzüldüm... Eşim, kardeşi, babası, torunları perişan oldu, hepimiz çok büyük bir acı yaşadık.

Sevdiği birini kaybeden kim acı duymaz, kim üzülmez ki? Çok doğal ama bir o kadar da kabul edilmesi zor bir durum. Hep birlikte el ele verip birbirimize destek olup bu dönemi atlatmaya çalışıyoruz.

Hayata yeni gelen sevimli küçük bir bebeğin etrafına saçtığı sevinç ne kadar hayatın bir parçasıysa, ölüm de etrafındakilere getirdiği acıyla bir o kadar hayatın bir parçası.

Ölüm üzerine söylenen milyonlarca şeyin üzerine bir şeyler söylemeyi gereksiz görüyorum, yazarlar, şairler, bilim adamları, din kitapları söylenebilecek her şeyi söylemiş... Ne kadar üzülsek ne kadar acı çeksek ve ne kadar ölenle ölmeye kalksak bile ölen geri gelmiyor, ölenle ölünmüyor.

Bir süreliğine hayata küssek bile hayat devam ediyor, çoluk çocuk okula büyükler zorunlu olarak işe gidiyor... Zamanla insan her şeye alışıyor.

Benim de epey bir yaşım var, gördüm geçirdim, zamanı geldikçe sıralı sırasız birçok yakınımı kaybettim, üzüldüm, yıkıldım, zamanla toparlanıp ölüm fikrine alıştım...

Bir yaştan sonra ölüm kavramını hayatın bir parçası olarak kabul edip kanıksıyorsunuz, bu da belli bir hayat tecrübesinin sonucunda oluyor ama yine de insanın öğrenip tecrübe kazanacağı çok şey oluyor.

Bugüne kadar ölüm hakkında okuduklarımız, yaşadıklarımız, görüp duyduklarımız kitaplar doldurur ama bazı şeyler ancak yaşanınca öğreniliyor.

Mesela ben bu yaşadığımız son ölüm olayıyla çok önemli bir şey daha öğrendim ki bu yazıyı yazmamın esas sebebi de bu.

Bir yakınımız ya da tanıdığımız biri hakkın rahmetine kavuşunca hemen yakınlarını arar baş sağlığı dileriz. Bu baş sağlığı dilemeyle de bir yandan başka şeyler öğreniriz; Yapabileceğimiz bir şey, halledebileceğimiz bir pürüz, yardım edebileceğimiz bir konu var mı? Cenaze ne zaman nereden kalkacak? vs. vs. vs. ... Sonra da mümkün olursa vefat edenin cenaze namazına katılmak için söylenilen vakit söylenilen camide bulunur cemaatle birlikte cenaze namazında bulunuruz.

Ne yalan söyleyeyim bugüne kadar benim cenazelere katılımım bu şekilde oldu, böyle gördük, bunları yaşadık, biz de böyle yaptık.

(Tabii ki diğer ayrıntıları ve yaşanan süreçte yapılması gereken geleneksel ve dini şeyleri yazmama gerek yok, onları zaten büyükler, yakın çevrenizdekiler ya da cenazenin sahipleri yol gösterip gerekenleri söylüyorlar.)

Neyse işte; esas olay ve ayrıntılar meğer buradaymış...

Bir cenazeye katılmak meğer sadece cenaze törenine katılmak değilmiş, ne yazık ki bunu da yaşarken çok zor tecrübe ederek öğrendik.

Bunu da süreç olarak kısaca anlatmak istiyorum ki sizler de öğrenip çevrenizde böyle bir şey olursa yardım edebileceğiniz diğer şeyleri öğrenin ve yapabildiğiniz kadar bu işlerin içine girip yardım etmeye çaba göstererek acılı insanların acısını hafifletmeye yardımcı olun.

Bilmiyor muyduk? Biliyorduk... Duymamış mıydık? Duymuştuk... Görmemiş miydik? Görmüştük... Ama neyin ne olduğunu anca birebir işin içine girince öğrenebiliyorsunuz. Bugüne kadar bu ayrıntıları hiç kimse söyleyip anlatmamıştı.

Evet, insanın ölüm karşısında acısı ve üzüntüsü büyük, kafası dağınık oluyor ama bir şekilde bu işlerin de halledilmesi gerekiyor.

Annemiz ani bir beyin kanaması geçirip hastanenin acil servisine kaldırılmıştı. Burada yapılabilecekler yapıldıktan sonra yoğun bakım ünitesine alındı. Beş gün burada kaldıktan sonra da vefat etti.

Yoğun bakımdan kesin ölüm haberinin verilmesi üzerine gidip sorumlu doktorla konuşup bu haberin direkt olarak yüzünüze söylenmesini de üstlenmelisiniz. Ailenizden bazıları bu süreci kaldıramayacağı için onları bu görüşmenin dışında tutmanız da önemli.

Daha sonra hastanenin yapacağı evrak düzenleme işlemlerini bekliyorsunuz, bunlar bitince size cenazenizi almanız için saat veriliyor.

Bu aşamadan sonra her şeyden önce koşturulması gereken bir “mezar yeri ayarlanması”, resmi belgelerin çıkarılıp mezarlığa gidilerek mezarın açılması işlemi var. Bu belki de bu işlerin en hafifi sayılır, çünkü bir de gidip cenazeyi teslim alma süreci var.

Saati gelince mezarlıklar müdürlüğünün tahsis ettiği cenaze aracıyla hastaneye geliyorsunuz. Burada devreye girerek, vefat eden kişinin en yakını olanları başka araçlarla göndererek cenaze arabasına siz binerseniz daha iyi olur. Çünkü mezarlıklar müdürlüğünden o cenaze arabasına binmek ölümden beter. Kaderimizde varmış, araca bindik fakat insanın üzerine binen o ağırlığı ve üzüntüyü tarif etmem mümkün değil.

Araç hastanede morgun kapısına yakın bir yere park ediyor, siz gidip morgdan cenazenizi teslim alıyorsunuz ama o filmlerde seyrettiğiniz sahneleri unutun, gerçek çok daha farklı.

Oradaki görevliler hep bu işlerle uğraştığı ve sonuçta ölen kişi kendi yakınları olmadığı için normal bir şey yapıyorlarmış gibi davranıyorlar ki böyle davranmaları çok doğal.

Fakat ölen kişinin teşhis edilip doğru cenazeyi aldığınızdan emin olmak için sarıldığı geçici kefenin açılarak size gösterilip onayınızın alınması gerekiyor. Buna dayanmak ve bu işlemi yapmak çok ama çok zor.

Sevdiğiniz birini o şekilde görmeye dayanmak, onu oradan kendi ellerinizle alıp tabuta yerleştirmek dayanılır gibi değil.

Allah kimsenin başına vermesin ama verirse de işte bu işlemleri yaparak insanların acısının daha da derinleşmesine biraz da olsa engel olabilirsiniz. ki daha o tabutu taşıyıp cenaze arabasına koyması, oradan dini vecibeler gereği cenaze için yıkanmasını sağlamak için gasilhaneye götürülüp tabuttan çıkarılması, yıkanacağı yere yerleştirilip yıkanmasını beklemesi, namaz vaktine kadar oradaki morga koyulup alınması ve tekrar cenaze arabasına götürülmesi süreci var.

Bundan sonrası ise herkesin bildiği gibi cami avlusunda musalla taşına konması ve cenaze namazı sonrası defnedilmesi ile bitiyor ama eğer bu aşamada cenazeye katılıp sadece dua edip gidiyorsanız inanın o cenazeye katılmamış sayılırsınız, ben bunları yaşadıktan sonra meğer bu güne kadar hiçbir cenazeye katılmamışım diye düşünüyorum.

Bütün bunları yazdım çünkü aileden birinin ölümü yaşanabilecek acıların en büyüğü, bu büyük acıyı yaşayanların acısının daha da büyümemesi için bu süreçte yapılacak her türlü işleme koşup yardım etmek belki onların acısını hafifletmeyecektir ama daha büyük üzüntüler yaşamalarına engel olmamızı sağlayabilir.

Bugüne kadar yakınlarını, sevdiklerini kaybeden herkese baş sağlığı ve sabır dileyerek, ölenlere de Allah'tan rahmet diliyorum.