19 Haziran 2012

Cem Özer - Yastıkaltı hikâyeleri


Özel kanalların açıldığı ilk yıllarda televizyonun ilk “talk-show”cularından biri olarak karşımıza çıkan, yumuşak tarzıyla genel izleyici kitlesinin beğenisini kazanan Cem Özer’i ben de o zamanlar severek izlerdim.

Kendine has bir üslubu vardır, tarzını korumayı bilmiştir, magazin yayınlarında çıkmak için türlü olaylar çeviren diğer televizyon yıldızlarına benzemez, kısacası doğru dürüst biridir.

Epey bir zaman önce “Yastıkaltı hikâyeleri” ismiyle bir öykü bir kitabı yazmıştı. Televizyonda anlatılamayacak farklı şeyleri bu kitapta toplayacağını düşünmüş ve fırsat bulursam okurum diye de “Yastıkaltı hikâyeleri”ni kitaplıkta bir yere koymuştum.

Kısmet bu zamanaymış, aldım okudum... fakat ne yazık ki pek de beklediğimi bulduğumu söyleyemeyeceğim.

Kitap hakkındaki ilk izlenimim; 2000’li yılların başında kişisel gelişim kitaplarının moda olmasıyla birlikte satış listelerinin üst sıralarını ele geçiren “Olaylara bak, ibret al”, “Ümidini kaybetme”, “Her şeyin bir nedeni vardır, yaşamdan uzaklaşma” benzeri felsefesi olan öyküleri bir araya toplayan “Tavuksuyuna çorba” gibi kitapların tarzından çok etkilenilmiş olması oldu...

Orta dereceli Avrupa okurunun ilgisini çeken güncel yayınlardaki hikâyeleri hayattaki ilginç olaylarla harmanlayıp benzerlerini de kendi çevresindeki olaylardan derleyerek bir öykü seçkisi hazırlamış Sn. Cem Özer...

Ama benim televizyondan hatırladığım o akıcı anlatımıyla insanı hiç sıkmayan Cem Özer yerine kitapta “yazarken konuşulan şeye açıklık getirmek için çok düşünüp her cümleyi aşırı zorlayan” bir Cem Özer’le karşılaştım.


Tamam, okuyunca yanlışlar ya da anlam kaymaları yok ama bizim tanıdığımız Cem Özer şu aşağıya yazdığım örnekteki gibi mi konuşuyordu?


“........Mirsat Abi, biraz tombulcana, esmer ve gözlüklü bir adam. Çiçeklerle uğraşmadığı vakitlerde polisiye romanlar okur. Hatta gerilim, korku filmleri ve kitapları polisiyelerden bile daha çok ilgisini çeker. Birçok kitabımı ona ödünç vermişimdir. Geri verdiğinde kitap ayracı olarak kullandığı bir sap çiçeği arasında bırakır. Ben de o haliyle saklarım kitaplarımı hâlâ. Bazen arada bir eski kitaplardan bir iki sayfa okumak gelince içimden ya da sevdiğim bir romanı tekrar okumak şöyle hızlıca; sayfalarını açınca kurumuş bir sap çiçek bulacağımı bildiğim bir kitabı elime almayı tercih ederim. Mirsat Abi, imkân varsa kendisi götürür çiçeklerini gönderilen yere...........”

Konuşmayla yazmanın farklı şeyler olduğunu biliyorum tabii ki ve o yüzden bu kadar iyi konuşup bütün konuları birbirine bağlayabilen, akıcı bir şekilde oradan oraya geçip insanı hiç sıkmadan konuşan birinin bu şekilde yazmış olmasına inanamıyorum. (Sanırım, Cem Özer de bunların yani konuşmakla yazmanın birbirlerinden farklı olduğunu düşünerek yazarken her yazdığı cümlenin üzerinde gereğinden fazla düşünmüş ve her bir cümleye açıklık getirmek için yazdıkça da işler daha da karışmış... )

Sadece anlatım da değil, öykülerin biraz fazla şehir efsanesi kokması, “bir arkadaşın arkadaşı varmış da ondan duydum” gibi öykülerin gerçekliğinin havada kalması, takip edilecek konunun okuyucuda merak uyandıramamasına da neden oluyor.

Cem Bey keşke; sevildiği tarzıyla, düşündüğü gibi “başka birine anlatıyormuş gibi” yazsaymış, bu yazdıkları o zaman ne kadar güzel olurmuş.

Umarım Cem Bey yazmaktan vazgeçmez ve stilini biraz daha doğal hale getirip, yine güzel öykülerle okuyucusuyla buluşur.

80’li yıllarda genç kızlığını yaşayan, romantik kitapları, hayat hikâyelerini ve magazin gazetelerindeki ilginç “ilişki testleri”ni seven orta yaşlı olup ama hâlâ genç kalmaya çabalayan bayanların ilgisini çekebilir.

(Burayı okuyanlar bilir, bende yalan yok. Ne düşünürsem, neyi nasıl tespit edip değerlendirdiysem o şekilde de aynen anlatıp aktarırım. Sonuçta Cem Özer’i ne tanırım ne de görmüşlüğüm vardır, ben zaten burada Cem Özer’i değil, yazdığı kitabın içeriğini analiz edip, okuduktan sonra bende bıraktığı etkiyi yazdım. Yazdıklarım tamamen kişisel ve özel bir değerlendirmeden başka bir şey değildir. Lütfen, kitap hakkında yaptığım eleştiri için bir şeyler yazarsanız bunu da göz önünde bulundurun.)

130 sayfalık “Yastıkaltı hikâyeleri” kitabı, 2005'te Neden Kitap'tan çıkmış... Fiyatı 7.5 TL