09 Ağustos 2012

Araplar

Osmanlı'nın topraklarını korumak için cephe cephe savaştığı, İngilizler'in Ortadoğu haritaları üzerinde cetvellerle düz sınırlar çizmeye başladığı yıllar.

Özerklik, muhtariyet, krallık ya da cumhuriyet... adı ne olursa olsun buralarda İngilizlerin yönetebileceği devletler kurulsun diye bölgedeki tüm grupların kışkırtıldığı ve bu gruplara maddi manevi, lojistik destek sağlandığı yıllar... Osmanlı'nın yönetiminden çıkarak kendi ülkelerini kurmaları için zorla oluşturulan milliyetçilik akımları ve bunlara kanıp kapılan araplar...

O dönemde İngilizlerle savaşan Osmanlı da tebaası olarak gördüğü insanların İngilizlerle işbirliğine girerek kendini arkadan vurduğuna şahit olmaktadır.

Genel geçer tüm sohbetlerdeki tarihi açıklamalarda veya konuyla ilgili köşe yazılarında hep böyle gördük, bunları okuduk, böyle öğrendik; araplar bizi arkamızdan vurdular, güvenilmez millet, hain araplara arkanı dönmeye gör, vs....

Peki, şimdi benim okuduklarımdan sonra merak ettiğim bir şey var.

Madem araplar hakkında böyle bir kanı var ve bilinen tarihi olaylar da ortada, o zaman; vatan sevgisinden başka bir şey düşünmeyen, savaştan savaşa koşup ülkesini aydınlık günlere çıkaran yüce önder Atatürk... kendi ülkesine, devletine, askerine, insanına sırtını dönmekle kalmayıp bir de İngilizlerin yanında yer alarak bizi sırtımızdan vuran araplar "Hicaz-Necd ve Yöresi Devleti"ni (Bugünkü Suudi Arabistan) kurunca niye ilk kutlama mesajını çeken devlet adamı olmuştur? (Ve Türkiye Cumhuriyeti niye Suudi Arabistan'ı resmi olarak tanıyan ilk devlet olmuştur?)

Suudi Arabistan 1926'da kurulmuş, Suudi Arabistan Kralı Abdülaziz'in oğlu Emir Faysal 1932'de Türkiye'ye geldiğinde resmi törenle karşılanmış, Çankaya'da Atatürk tarafından kabul edilip özel bir davet verilmiş ve sonrasında da zorunlu devlet prosedürünün dışında yine Atatürk tarafından iki ülkenin dostluğu üzerine geleceği de kapsayan çok samimi beyanatlar verilmiş...

Bu karşılama, kabul, davet ve beyanların ardından Cumhuriyet Gazetesi'nde Osmanlı ruh, birlik ve beraberliğinin benzer ilişkilerle misakı milli dışına da yansıtılması gerektiği bile yazılmış.

Acaba o zaman Atatürk, araplar tarafından yapılanları unutmadığı halde siyasi çıkarımız için mi böyle davrandı (ki Atatürk'ün kimseye hiçbir nedenle düşündüğünden başka davranmak zorunda kalacak şekilde eyvallahı olmadığını da biliyoruz.) yoksa kendisinden sonra gelenler mi arapları bize düşman olarak tanıttılar? Bir türlü işin içinden çıkamadım.

Bu konunun geniş şekilde ele alındığı kaynak olarak "Bugünkü Türk-Suudi dostluğuna ilk adım: Gazi Mustafa Kemal - Faysal bin Abdülaziz görüşmesi" - Dr. Cihad Fethi Tevetoğlu [1932] incelenebilir.

(Atatürk’ün Emir Faysal’ı kabulü ve Suudi Arabistan’ın kuruluşu ile ilgili kutlama mesajı çekmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suudi Arabistan’ı resmen tanıyan ilk ülke olması konusunu ilk olarak Mustafa Armağan’ın “Küller altında yakın tarih” isimli kitabında okudum)